Bu Blogda Ara

20080930

Bir etiketin daha sonuna geldik

Efenim şimdi bayramda yalnız kalmışım hüzünlü bir yazı yazmadan olmaz.Ama şu an hislerimi yazacak kadar da şebek halde değilim.Daha önceden yazdığım bir yazıyı paylaşayım,hassas kalpler etiketini kondurayım.Hassas kalplerin son yazısı olarak kayda geçsin.My fair lady köşemizden sonra hassas kalpler bölümünü de mühürleyelim.Artık beni eken,ablacım diyen,beni kendine aşık edip sonrada nihaha küçük aptal seni diyerek ağlatan bağyanların dışında hakiki aşk yazıları yazmayacağım.Sizi de baymamış olurum.Herkes mutlu olur.

.....Sigaraya başladığım gün gibi başladı her şey.Gittim hiç aklımda yokken rakı aldım.Başladım talihin elinde oyuncak oldum şarkısını dinlemeye.Aslında şarkıya eşlik etmesini hiç sevmem ama yaptım.Rakının bilyeli kapağı canımı sıktı.Kendi kendime söylenirken, Ayrılık Ateşten Bir Ok şarkısı çalmaya başladı.Unuttum kapağı anılara daldım.Ben böyle olacak adam mıydım sorusu sorulur ya hep.Masada oturup bunu düşünüyorsan zaten cevap evet’tir.O yüzden ben sormadım,direk kabullenme yolunu seçtim.Bu sırada Bir Tatlı Tebessümün şarkısına başlamıştı Zeki Bey.Zengin olsam ve yaşım yetseydi her gece kapatır gazinoyu Zeki Müren’i dinlerdim.Parayı oralarda ezer Zeki Bey’den evvel sirozdan giderdim herhalde.Rakıyı ne kadar özlediğimi fark ettim.6 aydan fazla olmuştu sanırım,şarap da tamam ama diğerleri içki falan değil.Rakı olur da Abdullah Yüce olmaz mı?Rahmetli bir asıldı Seher Vaktinde’ye.Ben çakırkeyif seviyesine yükselmiş oldum.Gençliğim geldi aklıma sabahın beşinde kalktığım hafta sonları…Ne kadar kötü günlerdi ve şimdi bakınca o kötü günler ne kadar sakin günlermiş. İlk fondipi Müzeyyenimle yaptım,ne söylüyor ama...Son kalan meşale gibi Müzeyyen Senar.O da gidince sonsuza kadar karanlık olacak sanki.Şarkılar seni söyleyecek Müzeyyen,dillerde nağme kalacak adın.Yahu ben niye bu kadar ara verdim ki rakıya.Bu arada yeni platonik aşkımı düşünüyordum.İyi kız hoş kız da fazla yaralı,belki bu kadar iddialı konuşmasının sebebi budur.Artık Yeşerecek Bir Dalım Yok diyordu şarkıda bu kız benim yeşeren dalım olur muydu?Hiç sanmıyorum.Kökler çürümüş,dal yeşerse nolur salak. Hem karasevdanın üstüne platonik aşk gitmez.O sırada gözüm raftaki Anayasa Hukukuna takıldı. Yüzüm ekşidi birden.Hani şair demiş ya içsem içkiden,içmesem dertten sarhoşum diye.Benimki de o hesap içsem yüreğim,çalışsam beynim acıyor.Ama yemişim kpss’yi diyerek.Bünyeye alkol almaya devam ediyorum. Behiye Aksoy başlıyor bu sefer.Ahımı hicranımı sakladım,sakladım gizli tuttum.Gönlümü yıllar yılı hayalinle avuttum.Her zaman ki gibi iç sesimle konuşuyorum ben bu arada,bu sesin sahibini görmeye başladığımda şizofrene bağlamış olucam zaten.O sırada Behiye Hanım sesleniyor:Kapın her çalındıkça o mudur diyeceksin.O kadar çok dedim ki Behiye Abla,sayısını ben bile unuttum.Artık demiyorum ama .Biliyorum ki en güzel aşklar hiç söylenmemiş aşklardır.Pişman olur da bir gün dönerse bana geri,gönül kapım kapalı o yüzden.Aslında mızmız mahalle karısı modundan çıkıp susmak gerek artık.Peki ama bu hal nedir diye sorarsan Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun…

Şark cephesinde yeni bir şeyler var

Bilgisayarın ses çıkarma mevzusunu çözdüm.Çok gururlu bir pc'im varmış da haberim yokmuş:)Şimdi hiçbiriniz inanmayacak ama küfür ettim sustu.İnanmadınız değil mi,biliyordum ama doğru.Daha sık küfür etmeliyim sanırım.Bu arada dakika bir gol bir az kalsın evi yakıyordum.25 yaşındaki çocuk evde tek bırakılır mı?Bu hızla gidersem bayramın dördüncü günü hakkın rahmetine kavuşmuş olurum zaten.

20080929

Aşiyan yollarından ses versem duyar mısın?


Bu sene nedense erken kutlanmaya başladı bayram.Mesaj atan bile oldu ama mesaj sahibi prematüre doğduğu için hoş gördüm.Blograzzi de feğlan da erken başladı kutlamalar.Ben de yazayım bağri.Bayram kültürüm pek gelişmemiştir.O yüzden iyi bayramlar öpsün sizi amcamlar türünden olaylara girmeyeceğim.
Bayram benim için evin süvariler tarafından işgal edildiği bir çeşit ritüeldir.Hep de böyleydi zaten,bugüne kadar hiç şeker toplamadım mesela.Bundan sonra da olmaz sanırım.Aslında yapsam güzel olur.Yerlerini heronla belirlediğim güzel hatunların kapısını çalıp.Şeker almaya geldim yafrum desem fena olmaz.Kız konusunda iyice ayılaştığımın farkındayım ama genç,körpe,çıtır,bıcır bıcır bir hanımefendi olan Siminya hanım 3 vakte kadar geçicek dedi(mesela 3 asır) o yüzden içim rahat.
İlk defa bir bayramı rahat geçirmek üzereyim.Bizimkiler İstanbul’a ordan Edirne’ye geçicekler.Sanırım ordan da bulgaristana geçip,beni terk etme planları var.Benim için bir nevi sabotaj bayramı yani.Ev bana kalıyor.Tabi O.C karakteri olmadığım için pek de bir şey ifade etmiyor evin bana kalması ama yine de geçireceğim ilk yalnız bayram.Üstelik tanıdığımız herkes yollara düştüğünden,başıma bir şey gelse mesela şeytan alıp götürse help diyebileceğim kimse yok.Eğer isterseniz buyurun gelin.Herkeşe kapım açık.Bayram menüsü sigara+kahvaltı+sigara+akşamyemeği+kazandibi+sigara+zeki müren+kola+sigara.

Not:Siminya hanıma atfedilen sıfatlar kendisinin beddua tehtidiyle değiştirilmiştir.Kendisi isminden önce "direk" kelimesinin getirilmesini istesede bu istek tarafımdan reddedilmiştir.

20080928

Mim bam bom

Teyyare Hanım beni mimlemiş bir test çözmem istendi.Sonuçları kısaca yorumlayayım.
Halet-i Ruhiye:Keyif düşkünü çıktı."Zevk seçimin gevşemek ve rahatlamak için can attığını gösteriyor. Ya sürekli şımartılan birisin ya da o kadar yoğun bir hayatın var ki kendine zaman ayıramıyorsun"(tutmadı be gülüm.Şımartılmadan şımarık oldum ben,yoğun bir hayata da hiç sahip olmadım)
Eğlence:Heyecan düşkünüymüşüm(sensin düşkün)"Küçük bir yakınlaşmadan başka hiçbir şey seni böyle heyecanlandıramaz. Aşk için asla yeterli zaman yok!Tam bir doyumsuz!! Flört etmeye olan açlığın asla durulmaz(önce düşkün dedi,şimdi aç olduk,sıra sefilde sanırım)Alışkanlık:Sofistike(başka ne olabilir)"Evinde modern ve "cool "bir zevkin var.Tarz yaratan birisin. Dekorasyon sadece fonksiyonel değil, tarz sahibi de olmalı.
İçmeye gelince sertlikten taviz vermiyorsun.Akşam yemeklerinden sonra dünyayı kurtarmaya başlıyorsun. Ne anlatıyorsun bilinmez ama kendini dinletmeyi biliyorsun
"(dünyayı kurtarma derdinde olduğumu nihayet birileri anlamış)
Aşk:Parttime aşıkmışım."Eski moda bir romantiksin . Çiçekler, şekerlemeler, romantik yürüyüşler tam sana göre.Nihayet tutturdu,muhallebiciye gidebileceğim bir kız arıyorum.

İhale kısmına gelirsek,bugüne kadar Chaotic dışında mimlerime vefa gösteren olmadı.Onu da bıktırmamışımdır umarım.Onun dışında mimlediklerim.Tuana ,Siminya ,Cidos , Royal ,Ötekiyüzüm ilgilenen arkadaşlar için testimiz burada

Godsyndrome nedir nedir?Volume1

Efenim biraz önce sevgili kardeşim Burak ki kendisi Cem ismindeki arkadaşıyla Meskun Mahal isimli cillop gibi bir blog'a sahipler.İkisi de efendi çocuklar bana ağbi deyip egomu şişiriyorlar,ayrıca ilim irfan sahipleri möhendis olucaklar.Sizde mutlaka uğrayın derim.Oradan Ezgi adlı arkadaş bu isim nedir kelime karşılığı tamam da anlamı nedir diye sorunca ve daha önce bu soruyu pek çok kez(2) duyunca kamuoyunu bilgilendirmeyi istedim.
Godsyndrome:Tanrısendromu=Genelde başarılı cerrahlarda ve başarılı seri katillerde (başarısız olursa katil olur seri yapamaz çünkü)görülen herşeye hükmederim,ben herşeyi yaparım,küçük dağlar ne ki büyüklerini de ben yarattım,Angaranın manyağıyım psikopatın Allaayım şeklinde kendini gösteren bir ruh hastalığına denir.Şimdi haliyle sen naaptında bu hastalığa yakalandın derseniz onu da başka bir yazıda ele alalım.Böyle yani selametle...

Yazıyla alakasız not:Geçen gün bilgisayar traktör gibi ses çıkartıyor dedim oralı olmadınız.Şimdi doberman gibi hırlamaya başladı.Isırmasından korkuyorum.Biriniz de bir şey deyin,aküsü bitmiştir deyin,sabunlusuyla yıka deyin bi akıl verin.Lütfen yok mu bir babayiğit.

20080927

Ağlamak İçin Gözyaşı şart mıdır?Şarttır.

Ne yapmalı Jeremy?Yanmak mı lazım acaba,yanalım eyvallah ama artık içindeki ateş seni değil sen o ateşi yakmaya başlayınca kalmıyorki bir anlamı.Kaptırıp gerçeğe kendimizi alkolik mi olalım.Olduk,faydası yok ki.Yine atıp tutardım belki,ama aldık ağzımızın payını hayattan. Belki yeniden başlamalıyız yürümeye ama ne için?Manzara değişir belki ama güzargah aynı be Jeremy.Hem ben slayt makinesi değilim ki,bir görüntü gidince peşinden hemen başka bir şey gelsin.İnsanım ben Jeremy hem de her gece kan kusan cinsinden.
Gördüğüm yazılmadı ki benim,yazılanı gördüm ben.Ben eskisi gibi olamam ki,olacaktım oysa niyetlenmiştim.Tam tay tay dururken yine kırıldı ayaklarım,boşver atları da vururlar Jeremy.
Üzgünüm kırdığım tüm insanlar için istemeden,isteyerek,hiç ummadan yaptığım her şey için üzgünüm.Daha fazla süper baba izlemeliydim belki,belki daha kararlı olmalıydım.Bilmiyorum Jeremy.
Deliremedim Jeremy.Benim trajedim,deliremediğim o gün başladı aslında.Güldüm sadece,kendime güldüm,Tanrıya güldüm,ağlayanın bir gülenin beş derdi varmış ya.Gülmekten başka bir yol bulamadım işte.
Şimdi pek çoğu için yalanım,pek çoğu için korkak,rahatına düşkün hatta pısırık bir de ben ekleyim ve de alçak.Canları sağolsun be jeremy.Onlar aşkını sevdiğinin gözlerinin içine bakarak söyler.Ben devlete veririm hesabımı.Onların teşvikle geçtiği yolu ben inat için arşınlarım.Onların doğarken kazandığı şeyi,ben doğmadan kaybederim.Ne de güzel duygu sömürüsü yapıyorum değil mi?Ciddi konuşamam ki ben.
Ne diyordu Napolyon.Hayır para değil jeremy.İnsanlar ikiye ayrılır.Şahlar ve piyonlar.Ben piyon olmayı sonunda kabullenen ama hala gururuna yediremeyen o adamım işte.Boşver be Jeremy biz yine gülümseyelim.Bırak adımız korkak olsun.Cesurlar için yol orda.Sabah erken kalksınlar,çok çalışsınlar,petrol bulsunlar…

Not:Aylak'a selam olsun.

20080926

İçin1

Koskoca savcıya milletin içinde "bebişim" denmez.

Blog,BilgisaRay ve 6B yasası

Bilgisayarı açtığım zaman,kendisi traktör motoru gibi cevap veriyor.Nedenini bilmiyorum.

Bir de yorum kısmındaki kelime doğrulama işini ilk seferde başardığım olmadı.

Bu isim zaten kullanılmış,bu şifre kısa gibi eziyetler sonucu 150 ağdet nickim,bir o kadar da şifrem var.Ama hatırlatma sorum hep aynı:En sevdiğin şarkı ne? Cevap:Öğretmene varamadım,naylon çorap giyemedim,abum abum kız abum(bunu yazmam hataydı)

Blogcu sahibi arkadaşlara mahlesef yorum bırakamıyorum.(aman ne büyük kayıp demeyin gerçekten çok zor)

Blogumda’da verdiğim linkler ayrı bir sayfada açılmıyor.7 haftadır teknisyenlerim(pehh) bu sorunu çözmeye çalışıyor.Ama nafile.

Bir de bu rss ya da rrs ( re re re ra ra gassaray gassaray cimbom bom)işini anlamıyorum.Anlatmaya kalkmayın anlamak istemiyorum.

İç Kitabı


Bugün tesadüfen buldum,bir kitabın arasında;
ufacık,yıpranmış bir not;
Bakalım ne zaman bulacaksın?
10051998.
Buldum be güzelim.El yazını,hatıralarımı buldum.
Gidip açık bir tekel bile bulurdum,
kendimden korktum.
26092008.

Ne de güzel yağmur yağıyordu oysa.Kahve yapmıştım kendime.Tam uzattım ayaklarımı,Sadece bir nefes çekmiştim sigaramdan.Suat Sayın dinliyordum;nazende sevgilim.Her şey ne de güzeldi.Şimdi ya da sonra hiçbir şey değişmeyecek biliyorum. Hala öğrenemedim sevmeyi,hala ölçüsüzüm.Bu açlık neden?Hiçbir fikrim yok.Zehir ettiğin kahvem bitti,şimdi Behiye Aksoy çalıyor:Ben seni unutmak için sevmedim(ki)

20080925

Şıpsevdi

üstünden bir trenin geçeceğini bilsen de;
ondan ayrılamamaktır.(ayrılamamaktır'ın üstüne tıklayın bi zahmet:))

Bukadar

Aşığın nefesi is kokarmış.

20080924

İmparator constantin ve camcı latif

Eveeeeeeet.(harfleri uzatanları hiç sevmem)Hay huy bitti,misafirler gitti.Balkona oturup bir demli çay içelim(mecazi anlamda,bu soğukta balkonla işim olmaz)
Efendim bir vakitler godsyndrome’un komşularını tanımıştık başka bir vakitler dükkan müşterilerinden bahsetmiştik şimdi de dükkan komşularını tanıyacağız ama anormal olanları.Sonra bu herif kimseyi eleştirmese olmaz mı demeyiniz. Ayrıca bütün isimler değiştirilmiştir,hatta meslekleri de değiştireyim dayak falan yemiyim ama karakterlere dokunmuyorum.
Tüpçü Osman:Emekli,sabıkası yok geçiniz bu bilgiler önemsiz.Adamda üniversite takıntısı var.Oğlu lise 1’de okuyan adam öss kılavuzunu inceleyip,üniversiteleri arar mı yahu?Bi dur be Müslüman bu ne acele.Dükkana gidince mutlaka bir soruyla gelir.
O: Lan “genetik mühendisliği çok aranan bir meslekmiş”bizimkinin oraya girmesi için ne lazım?
S:Kendisinde 100 ün üzerinde IQ olacak ki sanmıyorum.3 yaşında okuma yazmayı söküp o gün bugündür ders çalışması lazım ki senin çocuk 8 yaşında anca konuşmaya başlamıştı sanırım.Eğer uslu bi çocuk olursa belki bi gün şirinleri aman genetikçileri görebilir diyemiyorsun haliyle.O işler günah hacı,genetik falan töbee töbee diyip sıvışıyorum.

Kırtasiyeci Arif:Emeksiz:)Adam benden daha çok konuşuyor düşünün artık.Üstelik hani insan konuşmaya bir girizgahla başlar ya yok efendi.Dan diye konuya giriyor sonra birden gidiyor sonra gelip hiçbişey söylemeden kaldığı yerden devam ediyor.Ama en çok eşine hitap tarzını beğeniyorum.Şu ülkede karısına Köroğlu diyen kaç adam vardır.

Camcı Latif:Sabıkasız sapık.35 yaşına gelmişsin tamam yaşayamadığın bi cinsellik var onu da anladık.Sokaktan Rahşan Ecevit güzelliğinde bir kadın geçse bizim latif ancelinacoli geçti sanıyor. Dükkanında yazarkasa yok laptop var.3 günde bir format atılıyor.İnsan Ağustos ayında kışlık derimontla gezer mi?Tarz yapıyor güya.Seninle şişme kadın bile yatmaz latif uğraşma boşa diyeceğim,diyemiyorum.

Kuduz Neriman:Natural Born Killers yaşanmış bir olaydan alınsaydı.Kesinlikle bu Nerimanın hayatı olurdu.Kadının doğan slx’i var,arka tamponunda da (arabanın)
İmparator bir piç olacağıma , onurlu bir hiç olmayı tercih ederim yazıyor.Korkuyorum hiçbir şey yazmıyorum.

Latif hariç diğerlerini severim yani,işte... Gelecek bölümde eve gelen misafirleri sınıflandıracağız.
Byeeeee

Sofya Loreeen Sofya Loren öpsün seni Zeki Müren

Yaşasın beni de seviyorlar artık.İçimdeki kompleksli köpek kuyruk sallamaya başladı.Madem günün blogu seçildim.Günün blogundan tavsiye;
Yanda bulunan Chaotic’den başlayıp ilhamperisine uzanan linklere tıklayın(bir de ayrıntılar yazan fotonun üstüne tıklarsanız orda da epey blog var) zira hepsi benden daha nitelikli bloglardır.Kefilim.Sevgiler

20080923

Adriana Lima benimdir benim kalacak




Siteme hasbelkader gelen insanların neden geldiklerine baktım.Maşallah ,Merve ildeniz halen aranılan bir insanmış onu öğrendim.Ayrıca Adriana lima çıplak ,eva herzigova gibi aramalar da cabası.Hadi bunlar my fair lady köşemizin marifeti ama gugıl napmış kız yurdunda tecavüz adlı aramayı benim şu yazıma yönlendirmiş.Ayıp yani.Bu yüzden blogumda artık çok önemli olmadıkça manken resmi yok.Bloguma hatun görmeye uğrayan arkadaşlar bu 11 hatun tarafımdan platonik olarak sahiplenilmiştir.Yeşillenmeyin,pis sapıklar sizi!Bunun yerine benden (adam) olmaz etiketiyle başka şeyler yazmaya karar verdim.Kamuoyuna önemle duyrulur.Bu yazıda önemli bişey bulana ödül de verilir.
Not:Foto bir haftanın kolajı olup halen aynı şekilde gelen ziyaretçiler için sonradan eklenmiştir.

20080922

Bunu da ben yazmadım Adadaki İncir Ağacının sırrı

Bu yazıdaki öyküyü çok fazla kişi bilmiyor sanırım oysa bence herkes okumalı.
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ikinci bölümünün yapıldığı günlerde, 15 Ağustos 1974'te Rum kesiminde kalan Limasol'da yaşamakta olan Ahmet Cemal bahçesindeki ağaçtan bir incir kopardı ve keyifle yedi. Sonra arkadaşlarıyla sohbet etmek için mahallesine yakın bir kahveye gitti. Orada bir masada Erdoğan Enver ve Adil Ünal'la sohbet ederken silahlı Rum milisler kahveyi basıp, üçünü de kaçırdılar.Üç Türk sapa bir yere, Hacı Yorgo Alamanos manastırı yakınlarında, yalnızca denizden girilebilen bir mağaraya götürüldüler ve kurşuna dizildiler. Milisler cesetlerin bulunmaması için mağarayı dinamitle havaya uçurmaya çalıştılar. Gel zaman git zaman... Dinamitin kayalarda açtığı delikten bir incir ağacı yükselmeye başladı. Ahmet Cemal'in çürüyen cesediyle birlikte toprağa karışan midesindeki incir artıklarından bir tohum yeşermiş, kayadaki delikten süzülen güneş ışığı sayesinde boy vermişti. Bir Rum'un merakı Yine gel zaman git zaman... Hep o bölgeden denize giren "Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi"nin Rum üyesi Ksenofon Kallis bir gün çevresini seyrederken gözü o incir ağacına takıldı. Şaşırdı. Çünkü bölge makilikti ve ondan başka hiç ağaç yoktu. Üstelik "Andoliniga" türü olan incir ağacı çevrede de hiç yetişmiyordu.Ksenefon Kallis ağacın sırrını çözmeye karar verdi. O tür incirin yetiştiği bölgeleri araştırdı, ardından bahçesinde o ağacın bulunabileceği evleri tespit etmek için onlarca kişiyle konuştu. Ve sonunda Ahmet Cemal'in evine ulaştı. Ahmet Cemal ile mağaradaki incir ağacı arasında bir bağ bulunabileceği sonucuna vardı. "Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi"ni incir ağacının altını kazmaya ikna etti. Kazdılar. Sonuç: Ağacın kökleri üç Türk'ün kalıntılarını saklıyordu! Kazıların yapılabilmesi için zorunlu olarak incir ağacı kesildi. Sevgül Uludağ, "Ağaç işlevini yerine getirmişti" diyor. Yani katledilen 3 Türk'ün 34 yıl sonra huzura kavuşmalarını sağlamıştı.
Erdal Şafak 27ocak2008 yazının tamamı burada

Belki

Kibrit çöpleri var elimde,biraz umudum olur belki ilerde tutkal niyetine, belki bir fotoğraf çerçevesi yaparım onlardan.Belki bir fotoğrafın geçer elime.Aklımda kalan o nefret dolu bakışların yerine. Belki boncuktan kuşlar yaparım sana,hiç davet edilmeyeceğim doğum gününe hazırlık olur.Şimdi ben bu tecrit evinde mahkum,sen ise kimbilir nerde!

20080921

Lanet olsun disleksi değilim,dikkat uzun yazı,ben değil Can yazdı

Disleksi (özel öğrenme güçlüğü) ile tanışmam buradaki yazıda sorduğum soru üzerine Hülya Hanımın acaba demesiyle başladı biraz araştırdım. Disleksiyi daha önce duymuştum ama ben “yazı yazamayan çocuk hastalığı” olarak biliyordum.(karacahil nolcak)Baktım belirtilerine bende sadece harf karıştırma var.Yani disleksi değilim.Ama bu alttaki heriflerin hepsi disleksiymiş evet gerçekten listeyi görünce disleksi olmak istiyor insan.
Leonardo da Vinci, Albert Einstein, Thomas Edison, Alexander Graham Bell, Pablo Picasso, Winston Churchill, Thomas Jefferson, John F. Kennedy, George Washington, Nelson Rockefeller, Harrison Ford, Tom Cruise, Muhammed Ali
Araştırma yaparken Can Dündar’ın çok hoş bir yazısıyla karşılaştım.Ülkemizin eğitim sistemini çok güzel anlatmış kendisi.Buyrun okuyun.(Ayrıca disleksiyle ilgili merak ettikleriniz burada)

DİSLEKSİ
Her şey ben ilkokula yazıldıktan sonra başladı. Bir akşam evde ders çalışırken annemin bana tuhaf baktığını fark ettim. Yazdıklarımı dikkatle inceledikten sonra mırıldandı. Az sonra elinde düz beyaz bir kağıtla çıkageldi.
“Bir ağaç çiz” dedi, bana.
Çizdim. Önce köklerini, sonra aşağıdan yukarıya doğru gövdesini ve daha sonra dallarını ve yapraklarını... ben çizerken annem “Allah Allah” diye söyleniyordu. Sonra kendisi bir tane çizdi. Önce kalın bir gövde, sonra dallar ve yapraklar, en son kökler... Ne fark eder ki?..
Sonra yazı yazdırdı. Yazdım. Hemen yanına kendisi yazdı. Baktım B’leri, D’leri, N’leri benimkilere benzemiyor. Onunkiler ters.
Sabah ayakkabılarımı bağlarken (ben hala bağlayamıyordum)
- “Öğretmenin bu yazdıklarına bir şey demiyor mu? diye sordu. Zaman zaman bana kızdığını söyledim. Tahta da yazılanları deftere geçirirken zorlandığımı, gecikince de “Tembel” diye fırça yediğimi anlattım.
“Niye zorlanıyorsun?” diye sordu annem.
“Çünkü tahta da yazılanlar da senin gibi...” dedim. “Ters aynı...”
Öyleydi gerçekten de, benim “ev” diye yazdığımı sınıftakiler “ve” diye okuyorlardı. N’leri, P’leri, K’ları ters yazıyorlardı. Herkesin sağ bildiği benim solumdu.Tahtadakileri defterime geçirirken düzeltmeye çalışıyordum. O yüzden gecikiyordum.
O gün öğleden sonra annem okula geldi. Öğretmenle bir şeyler konuştu. Ertesi günde kapısında “Davranış Bilimleri Enstitüsü” yazan bir yere götürdü.
Bak bu abla doktor. Seninle biraz konuşacak” dedi. Güler yüzlü bir abla adını söyleyip tokalaşmak için elini uzattı. Uzattığı eli tersti. Tokalaşamadık. Sonra o da bir şeyler yazıp çizmemi istedi. Bunun çocuklarda çok sık rastlanan bir sorun olduğunu söyledi. O sözcüğü ilk kez orada duydum.... DİSLEKSİ....
Doktor dönüp arkasındaki dosyalardan bir kağıt çıkardı.
- “Bu çizimler ve yanındaki notlar Leonardo da Vinci’ye ait” dedi. Yazılar bana çok tanıdık geldi. Benim gibi düz yazan birini bulmuştum işte.Sonra masanın üstündeki aynayı elindeki kağıda tutup bize gösterdi.Annem hayretler içinde kaldı.Notlar onların diline tercüme edilmişti sanki. Ayna bir şifre çözücü gibi düzeltmişti yazıları... doktor abla bunun bir hastalık değil, bazı çocuklar da rastlanan türden bir bozukluk olduğunu anlattı uzun uzun. Disleksilerin bazı harfleri ve sayıları ters yazdıklarını, ancak bunun bir zeka eksikliğinden kaynaklanmadığını, hatta tersine, disleksil çocukların çoğunda üstün zeka saptandığını söyledi.
Edison’un, John Lennon’ın, Michelangelo’nun, Steven Spielberg’in, Prens Charles’ın, J.F. Kennedy’nin disleksil olduklarından söz etti. Yine bir disleksil olan Einstein’ın okumayı 9 yaşında söktüğünü ve normal okulda başarılı olamayınca da babası tarafından askeri okula yazdırıldığını anlattı.
- “ Bu saydığım isimlerin hepsi birer dahi idi. Bize göre ters yazmalarına itiraz edilmediği, tersine hoşgörü ile bakıldığı için dehalarını kanıtlayabildiler.” dedi. Çıktığımızda hastalığımı sevmeye başlamıştım. Yanılmamıştım işte. Ben değildim ters yazan onlardı.... farklılığımdan utanmamaya başladım. Ertesi gün okula cebimde bir ayna ile gittim. Ayna benim tercümanım olmuştu adeta. Yazdıklarımı onların diline çeviriyordu.Onların yazdıklarını da benim için düzeltiyordu.

Ancak o gün resim dersinde koptu kıyamet. Öğretmen hepimizden bayrak çizmemizi istemişti. Bir ay yıldız çizip, boyayacak ve sıramızın üzerine asacaktık.Önce yıldızı çizip, yanına bir hilal kondurdum. Sonra öğretmen tepemde bitti.
“Bu hilal ters” dedi.
“Hayır, düz “ dedim. Kağıdı önümden çekip, sınıfa gösterdi.
“Sizce bu hilal ters mi, düz mü?” diye sordu. Çocuklar hep bir ağızdan “ ters, ters” diye bağırmaya başladılar.Öğretmen tahtaya kalkıp doğrusunu çizmemi istedi.Kalktım, çizdim. Sınıf katıla katıla gülüyordu. Öğretmen “bak yine ters yazıyor” diye bağırdı. “Sen benimle alay mı ediyorsun? Bu ülkenin bayrağını ters çizemezsin herkes gibi çizeceksin” diye gürledi. Korkarak cebimden aynamı çıkardım. Tahtaya doğru tutup bakmalarını istedim. Aynaya yansıyan görüntü tam onların çizdiği gibiydi. Tersti.Aldırmadılar... hem alay ediyor, hem öfkeyle “Düz çiz... düz çiz” diyordu. Öğretmen, elimi avuçlarının içine aldı ve zorla bana ters bir hilal çizdirdi. Sınıfa döndü “Şimdi düz mü?” diye sordu.Herkes hep bir ağızdan düz dedi.”Haydi şimdi yerine” dedi öğretmen. İşte ben de terstim artık. Sırama doğru yürürken ensemde öğretmenin sinirli ses dalgalarını hissettim. “ Sözümü dinlerseniz, yarın hepiniz birer Leonardo olabilirsiniz” diyordu. Güldüm. Oturduğumda ay, tahtadan ters ters bana bakıyordu.
CAN DÜNDAR

Bunu da yaptım.İsmim Mesut,Göbekadım Bahtiyar

Dün tatilde olduğumdan ve de Ankarama yağmur yağdığından pc başında debelenip durdum. Blogları dolaştım.Gördüğüm odur ki,kendime haksızlık yapıyormuşum.Gezdiğim blogların %48’i şizofrene bağlamış vaziyette.Ben de herkes akıllı,tuhaflık bir tek ben de var sanıyordum.
Blogunda Polat alemdar beyin çakısını tanıtan var,valla.Benim daha kişisel sorunlarım var açıkçası.Niye haleee işsizim ya da Allah bana niye Gisele’i nasip etmiyor gibi.(iç sesim Köpekler ve kemikler benzetmesiyle soruma cevap verdi)
Size bir kıyak yapıp beğendiğim,umut veren genç yetenekleri tanıtacağım.Niye?Bu işi gayet iyi yapan bir sürü isim var zaten.(Bi konuya da dalma lan)Herkes benim gibi boş gezenin boş kalfası değil,uğraşmayın diye.AMA şaptın şeker oldun sana mı kaldı blog tanıtmak,sen kimsin demeyesiniz diye sadece nesnel bilgiler vereceğim.(Zaten ilk ve son kez yapacağım bu işi)Ayrıca ben kabul etmesem de istatistikler patavatsız bir adam olduğumu söylemekte övelim derken milleti kırmayalım.
Ötekiyüzüm ile başlayalım zira ben onu bulmadım o beni buldu.Henüz çok az yazısı var ama yazılarında yakaladığı ayrıntıları çok sevdim.Umarım daha bol yazar.Cesetizlerine geçersek kendisini blog yazarlarında buldum.Zaten bugün blograzzi de günün blogu olmuş bir isimdir kendisi ayrıntıları oradan bulabilirsiniz. Cidos, Meskun Mahal, Malın Gözü, Osuruktan Teyyare isimli bloglar da gözümün tuttuğu ama henüz inceden inceye inceleyemediğim bloglardır.Bence bakmanızda fayda vardır.
Farkındasınız link vermedim çünkü üşendim.Sağda bulunan linkler benim demirbaş listem zaten ancak okuduklarım bunlarla sınırlı değil.
Eğer sizde benim gibi üşenmeyip,yine sağda bulunan "Ayrıntılar" yazan fotoya tıklarsanız orada okuduğum tüm blogları görebilirsiniz.
Selametle…

20080919

Neyim Var Doktor/Şizofrensin/Nihayet :)


Sevgulü Gunlük
Ne haber hacı.Çok ara verdim ya artık yazabilirim.Ben de seni özledim.Bugün evimize misafir geldi.Hayır tabii ki ilk defa gelmiyor.Babamın dayısının oğlunun karısının kuzeni.Hayır aşiret de değiliz.
Adı Arzu.Hakikaten insanda bir arzu uyandıyor.Yok bu sefer fazla salaklık yapmadım.Kızı ilk gördüğümde “ben sana gülüm demem,gülün ömrü az olur” lafını meraba/hoşgeldinize çevirene kadar canım çıktı gerçi.Bir de konuşurken ev kızıyım dedi. Ne güzel dedim.O da neresi güzel dedi.O kısmı toparlarken zorlandım.Yani tutup da kıza:”seni alıp dışarı çıkartacak adamın alnını karışlarım,tablo gibi duvara asılman lazım” diyemezdim ya.Biz okuduk da noldu dedim.

Sonra bana “hangi bölümü okudun ablacım” dedi.-cım küçültme eki biliyorsun. O konuşurken ben çoktan hayalimi kurmuşum.Kızı alıp kuğulu’ya götürmüşüm,aklımda kalan son Özdemir Asaf’ları fısıldamışım.Balığımızı yemişiz,sırf centilmenlik olsun diye rakı dururken beyaz şarap içmişim.Karadut şarabıyla iki kadeh almışım yoldan,yıldızlara bakıp dilek tutuyoruz. Tam pembe panjurlu evi alıcam,pazarlığını yapıyorum.Kulağımda bir ses yankılanıyor. “Ablacım”.Lan aramızda 1 yaş var,ne ablası ne cım’ı.Hayır puştluk yapıp ablan kurban olsun sana diyecektim.Bu yaştan sonra lafebeliği olmaz,hem misafir sonuçta.O hitapla birlikte guard’ım düştü tabi.
Girdim odama ağladım,ağladım yani ağlamasam da pc’de solitaire oynadım.Aynı şey sayılır sonuçta.Orda da papazı bulduk,kız gelmedi.Şimdi de oturmuş sana yazıyorum.
Hadi bunda 1 yaş ama bu yaş mevzusu yüzünden kaçıncı hezimet.Anaokulu örtmenim,bakkal filiz abla daha niceleri kayıp gitti elimden.Eğer 1970 doğumlu olsaydım.Bu dünyada mutlu olma şansım vardı.Geç geldim dünyaya geç.

Sordum Sarı Çiçeğe


1 mayıs’ı tatil yapamayız bir günlük tatilde kayıp iki trilyon diyen bakanın ağzından bayram tatilinin 9 gün olduğunu duymak ne keyif yareppi diyerek bu konuyu kapatıp tüm blog okuyucularıma e2 kanalında bu sezonki dizileri tanıtırken fonda çalınan şarkının ne olduğunu bilip bilmediklerini sormak istiyorum.(şarkı burada )Ben bu şarkıyı duymuştum ama nerde,nerde,nerde?e2’den Star’a geçip Nihat Hatipoğlu’nu tebrik ediyorum aldığı söylenilen 500 millar için değil kadınlar sanırım onu yılın en seksi erkeği seçti(Bknz:Turgut Özal,Selahattin Duman,Fatih Terim) Adamcağıza amma asılıyorlar ya,valla kıskandım.
Son olarak da yine bir şey soracağım gugıla soracaktım ama nasıl soracağımı bulamadım.Şimdi bende bir sorun var.Mesela “selam hacı” yazıcam “Selma hacı” yazıyorum.Harfleri beynim sıralayamıyor nedense.Sürekli yapmıyorum ama yıllardır var bu arıza.Kompozisyon sınavında da “çatık kaşlar” yerine “kaşık çatlar” yazıp bütün aleme madara olmuştum.Sordum anneciğime küçükken divandan da düşmemişim.Acaba beyinsiz olma ihtimali dışında başka bir sağlık sorunu olabilir mi?

20080917

Bir eşeğin anatomisi

Hani böyle yaşlanmış ev hanımları vardır.Genelde eşinden boşanmış,çocuğu olmayan.Ya pastaya böreğe merak sarıp mutfaktan çıkmazlar ya da bütün gün bir kedinin peşinde "tontiiiş" diyerek kediyi doğduğuna doğacağına pişman ederler.İşte yaşlı kadın tontiş ilişkisi benimle blog arasında oluşmaya başladı.Ama napayım bu kpss işi canıma okuyor.Bünye alışkın değilki ders çalışmaya.
Salaklık bende hayatımda bana aşık olan ilk,son ve haliyle tek kızı almadım.3 dene ev,ulusta, batıkentte,etlikte bissürü tükkan.Sağdece düğünde takılan altınlarla altıma araba çekerdim.Kayınbubanın kucağına bir erkek evlat verip,adını da Abdullah Can koysaydın tamam bitti gitti işte.Yemişim kpss'yi lan ama yok ille saçmalıycam.Bendeki salaklık kronik mahlesef. Böyle bir fırsatı tepen eşeği Allah taş yapmayıp napsın.Yaptı işte bütün gün sandalye üstünde iktisat çalışıyorum.
Gitti Gülşah,gideli çok oldu da işte neyse lafı uzatmakta da üstüme yok yani ben bile kendimden sıkıldım be.Kısa bir ara.Cumaya gittim pazartesi dönücem.

20080916

Hüzün Kovan Kuşu


Eğer açlıktan ölmezsen büyüyeceksin. 8 yaşında otomatik silah kullanmayı öğreneceksin Amerikan kaynaklı darbelerde rus silahlarıyla kardeşlerini boğazlayacaksın.Annen gibi sakat kalacaksın belki.Belki de o ülkenin en acımasız katili sen olacaksın. Keşke bizim çocuğumuz olsaydın.Bizim çocuklarımız şanslı.Onlara bulgur getiren amcaları var. Henüz farkında değiller. Kanaması durmayan bir hastaya durmadan kan nakli yapan doktor gibidir bu amcalar.Kanı verirler ama yüreğini alırlar.Muhtemelen büyüdüklerinde de anlamayacak bizim çocuklar.Sen de onlar gibi yap “sakın düşünme”.En büyük günahtır sorgulamak.Al eline silahı önüne geleni vur.Atalarının düştüğü hataya düşme.Toprağı alın terinle değil Kabil gibi kardeşlerinin kanıyla sula.İnan bana böylesi makbuldür.Tanrı için,senin için,bizim için…

20080915

Guşbeyinli Garaktersiz


Sevgulü Günlük,
Hafta sonu gayet tuhaf geçti.Cumartesi 09.00 da kalktıktan sonra uyuma şansını Pazar 14.30 da buldum.Uykusuz geçen bu 30 saatlik sürede bir de banka sınavına girdim.Pazar sabahı sınava giderken fark ettim ki beynimi evde unutmuşum.Önce sınavı anlatayım.Hayatımda ilk defa formu yanlış doldurdum önce adımı yazmışım.Formu tutamayıp elimden düşürdüm vs. Matematik olarak sadece grafik okuyup,4 işlem yapmaya dayalı sorular vardı.40 soru 30 dakika.Türkçe olarak 60 paragraf sorusu 30 dakika.Sonra motivasyon bölümü altında sorulan sorulara 5 cevaptan birini vermeni istemişler.Motivasyonumu artırır,azaltır,fark etmez güzelim falan gibisinden.Kardeşim çalışırken de başına gelen her işte “lan motivasyonum noldu acaba” diye düşünmez ki insan.Ben motivasyonu uzun soluklu bir süreç sanırken banka açısından İMKB bileşik endeksi gibi bir şeymiş anlaşılan.Son bölüm de kişilik envanteri denen bir şeydi. Her soru 5 şıktan oluşuyor.Onlar içerisinde sana en fazla ve en az yakın gelen durumları işaretliyorsun.Ama şıklar genelde aynı.Döndürüp dolaştırıp aynı soruları soruyorlar.Doğru mu söylüyor bakalım diye.Beynim yanımda olsa durum farklı olabilirdi ama şu an için bu bölümden kişiliksiz,garaktersiz,ucuğbe çıkmam kesin gibi.
Veee sınav öncesine gelelim.Başarılı olursan en fazla 750 ytl maaş alacağın sınava BMW 7.50 siyle gelen insanlar var.Bana çarpacaktı ordan biliyorum.Öyle kızlar gelmiş ki yani sınavla ne işin var git genel müdürlüğe işe ne zaman başlıyorum de.Evet bomba kısma geliyoruz.Siyasal’ın kampüsünde dikilirken kızın biri yanıma geldi ve aramızda şu diyolog geçti.

Kız:Meraba eğitim bilimleri binası nerde biliyor musun?
Serhat:Tabi ben Serhat
Kız:Anlamadım
Serhat:Tanışalım mı demedin mi sen?
Kız:Hehehe ben eğitim bilimleri binasını sormuştum.

Kafa yerinde yok ki kulaktan gelen sinyali değerlendirsin.Kız da tanışmak için özellikle yaptığımı sandı.Sabahın o saatinde Zsa Zsa Gabor olsan yine kur yapmam.Tanıştık sonra, adı Müge’ymiş.Ekonometri mezunuymuş.Epey bir sınava girdiğinden bana tecrübelerini anlattı. Bir ara "Müge boşver sınavı bak havuz bak fışkıye bak yeşil alan yatayım dizlerine şurda bir uyku çekeyim" diyecektim.Ama kız sınava girmeye çok hevesliydi.Vazgeçtim.
Sen sen ol,sınava uykusuz girme günlükcüm.Bu şaşkınlıkla mülakata girdiğimi düşünsene,
Mülakatçı:Kariyer olarak nereyi planlıyorsunuz Serhat bey?
Serhat:Sızma zeytinyağına da zam gelmiş!!!

Gözlerinden öperim günlükcüm…

20080913

İngilizce ve ben/Nato kafa nato mermer

İngilizceden niçııın nefret ediyorum?

Bugün bu sorunun yanıtını arayacağız ey okuyucu? Latinceye bile merak duyup, internetten araştırma yapan bu çocuğu çağımızın Latincesi olan İngilizceden uzak tutan sebepler nelerdir?
Hem lisede hem üniversitede hazırlık okuyan bu çocuk neden Anıtkabirden iki turist kız kaldıracak(öğğ ne tiksenç bir tabir) kadar İngilizceden yoksun?
İlk sebep aptal olabilirim ki bu durumda zaten yapacak bir şey yok.O yüzden bunu pas geçelim.Geçmişi bilmeden geleceği yorumlayamazsın demişler gelin bu bahtsız bedevinin gençliğine dönelim.

Ortaokul yılları:
İlk İngilizce dersim hocanın sınıfa girip masaya bile oturmadan tahtaya S+V+O yazıp hadi cümle kurun demesiyle başladı.Teyze burası varoş semtindeki bir devlet okulu sen bahçeşehir koleji mi sandın?Burda Hz.Ömer’i peygamber,Pisagor’u patetes cipsi,Kaşgarlı Mahmut’u tostçu olarak bilen öğrenciler var.S+V+O yazısıyla anca küfür uydurur buradakiler demek istedim,diyemedim.Ayrıca çok çirkindi ki ben eğer hoca güzel olmazsa o derste hiçbir şey yapamam,sapıklık değil efenim prensip meselesi.Üstelik çok da kabaydı."Ağzınıza mezar toprağı dolsun,oraya gelir sana o kitabı bir döşerim mal gibi kalırsın" ve daha bir çok edebi sözü her ders duyardık.Bu kadından öyle bir tiksindim ki bütün bu nefreti İngilizceye de yansıttım.Üstelik 3 sene boyunca aynı kadın geldi.Dersin olduğu gün dilencilere sadaka falan veriyordum.

Süper lise/Hazırlık
İngilizceden nefret ederken Süper liseye gitmemi mazoşistlik olarak görmeyin.Olay tamamen Süpermen gibi adamım o yüzden süper liseye gideyim diye maceraperest bir kariyer planı yapmamdan kaynaklandı.Bu sefer başka bir bağyan geldi ama o da aynı ören-bayana benziyordu. Üstelik küvette boğulacak kadar kısaydı.Tahtanın yarısını kullanırdı.Neyse bırak prensipleri de çalış dedik. Bir ara rüyalarımı İngilizce görmeye başlamıştım.Öyle sıkı çalışıyordum.Ama bizim hoca hamileymiş. Bir gitti,bir daha da gelmedi.

Üniversite/Hazırlık
Hayatımda gördüğüm en rahat okuldu.Sene başında müdür muavini sınavlar falan yalan sene sonunda final olur ondan 70 alan geçer.Zaten 100 sorunun ellisi hikayeden çıkıyor dedi.Ben de sezonu kapattım haliyle.Sonraki yıllarda da sevgili hocamız İngilizce bilmeyen bizleri toefl’a hazırlama derdine düştü.Mr.Brown’ı seaside’a götüremiyen insanlar toefl’a hazırlanır mı hiç?Herkes çakınca,notları bol tuttu.DD ile yırttık.

Sonuç
İngilizce yolunda ömür tüketmiş arkadaşlarım var.Odtü’nün kursuna git,erasmusla Kenan illerine git,onu yap,bunu yap.Konuşabiliyor musun diye soruyorum.Konuşuyorum ama tam istediğim gibi değil diyorlar.Bence bizim ülkedeki öğretme işlerinde bir sorun var.Üstelik öğrenince de unutmamak için bişeyler yapmak lazım.Kısacası (ne kısası roman yazdım)böyle işte. Ama bir gün mutlaka…

Atları da Vururlar




“Yuğnus(emre) içindeki ateşle kabına sığmaz oldu.Ona ya “Avrat” ya gurbet gerekiyor”.Bu sözlere Trt’deki yunus emre dizisi ya da filminde rastladım.İlahi aşkla dolduysan “avrat” şart öğüdü veren film de görmüş oldum.Yunus Emre rolünde de bütün filmlerinde Harika Avcı’ya tecavüz ettiğini sandığım o sakallı adam var.

Rebecca Williams kadar sinir bozucu bir spam var mı?

Can Dündar’ın çektiği “Mustafa” adlı film ya da belgesel 29 Ekim’de vizyonda olacakmış. Arada sırada da olsa bu ülkede Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırlanması ne saadettir yareppi!
Genellikle sıradan senaryolarda izlediğimiz değerli Al Pacino ve sıkı senaryolar seçen Robert de Niro’nun birlikte oynadığı Orijinal Cinayetler adlı film de 28 Eylül’deymiş haberiniz ola.(genelde en son ben duyarım ama)

Şırnak’ta görev yapan,haftanın 3 günü dağlarda olan,harp okulundaki eğitimler sırasında kör sinek soslu pişmiş hamur yiyen can arkadaşımın pipeti masanın üstüne koydum diye(mikrop kapabilirmiş) bana söylemediğini bırakmaması sizce de tuhaf değil mi?

Geçende iyi ki okullar açılıyor demiştim(şurda).Bir ayrıntıyı unutmuşum.Çocuğun biri balkona çıkıp flütle yılan hikayesi dizi müziğini çalıyor başlayınca da durmuyor,deliricem.
Kodaman muhitlerde de böyle hikayeler var mıdır acaba?”Azizim yandaki köşkten mütemadiyen piyano sesi geliyor.Üstelik hatalı çalıyor,katlanılacak gibi değil inanki! Haftaya Londra’ya uçuyorum falan diye..
Bu arada alakasız başlıklar seçme konusunda kimse elime su dökmez:)

20080911

Taçsız Kral


13 Eylül Metin Oktay’ın ölüm yıldönümü.Ben ne yazık ki onu canlı izleyemedim.Ama en fanatik fenerlinin bile ağzından kötü bir laf çıkmaz onun hakkında.Biliyorum artık eski Galatasaray değiliz.Bizim takımımız Galatasaray’da oynayan oyunculardan değil Galatasaraylı oyunculardan kuruluydu.Önce taçsız kral gitti.Sonra büyük kaptan sonra Hakan.Bir tek Hasan Şaş kaldı.Galatasaray’ın Çankaya’sı.O da gidince n’olucak.Fenerbahçe gibi olma sendromuna ayak uyduramayacak Galatasaray.Demirören’in Beşiktaş’ı gibi sıradan bir “büyük” olacak.
Bizim için önemli olan daha büyük olmaktı,büyüklüğümüzle övünmek değil. 52 bin kişilik stadımız yoktu belki ama Milanın 20 yıllık kaptanına “Hiçbir kuvvet beni bu stadta sadece 25bin kişi olduğuna inandıramaz”dedirtmeyi başarıyorduk.Baroşlarımız-lincolnlerimiz yoktu o zamanlar ama bi Kubilay bi arif mençıstırı devirebiliyorduk.Kazanmak önemli değildi ki kazanmayı istemek önemliydi bizim için.Belki de bu yüzden en değerli kupa tek kolla kaldırılmış o uefa kupasıydı.Çünkü o akşam büyük kaptan için uefa kupası kendi kolundan daha kıymetliydi.İşte o yolu açan Metin Oktay ruhuydu.Metin Oktay’ın feragati sayesinde ayrılmıştı Galatasaray,diğerlerinden.Mekanı cennet olsun.Onun hakkında internette dolaşan ufak anekdotlarla bitirelim.

*1962-1963 sezonunda 22 maçta 38 gol attı.O sezon FB 33,BJK 45,GS 54 gol atmıştı.
*Milli takım kampına gittiği için asker kaçağı olarak hapis yatmak zorunda kaldı.

*Maç başına 1.6'lık gol ortalaması kırılamadı.

*Oya’sı "Ya ben ya Galatasaray!"demiş Kral ise net bir yanıt vermişti; "Galatasaray".

"Kimsenin açığıyla uğraşmayın aslolan kardeşliktir." demişti Kral.Kendisine faul yapıldığında kafasını yerden kaldırmaz,kimin faul yaptığına bakmazdı.Öfkelenip rakibine faul yapmamak için.
*Tanju Çolak'ın bol gol attığı bir maçtan sonra "Sizin bir maçta bu kadar gol atmışlığınız var mı?" diye soran yeni yetmelere verdiği yanıt; "Olmuştur be hayatım!".

*Attığı gollerden sonra sadece elini kaldırırdı.Sevinmeyi ayıp sayardı.

*... Metin Oktay'ın Fenerbahçe'nin ağları yırtan o golü... Bir gün Metin Oktay'a o golü sordum. Suç işlemiş bir çocuk gibi başını eğdi. "Ağlar yağmurdan çürümüş," dedi. Oysa o ağlar sağlamdı. O golü yiyen Özcan Arkoç'u biraz da kızdırmak için "Metin Oktay penaltı atarken korkup ters tarafa yatarmışsın," dedim. Benim güldüğümü görünce iki elini yukarı kaldırdı, parmaklarını açtı ve mırıldandı: "Bir maçta Metin Oktay penaltıyı üzerime attı". "Ne oldu?" dedim. "Ne olacak," dedi. ". Bu 10 parmağın 8 tanesi o gün kırıldı!" (Kazım Kanat)

* “Fenerbahçe 20 bin, Adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum.” demişti.

*Bana göre Galatasaraylılık din gibi mezhep gibi yerleşmiş köklü bir inançtır bunun için Galatasaraylıyım ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.

Renkli Hayatlar

-Kapı zili çalar;
Ben:Kimoğ
O :Benim
-Bu kim lan diye düşünülür
Kapı açılır
Ben:Tanışıyor muyuz teyze?
O :Ne?
Ben:Benim dedin ya biraz önce o yüzden sordum.
O :Haa,kapıyı aç diye söyledim.
(Elini açarak)Allah sevdiğine kavuştursun evladım.
Ben:Beddua etme teyze!
O :Hı?
Ben:Boşver al hadi.
-Ne kadar renkli bir hayatım var diye düşünülür.Derse dönülür.

Kalbi Sevdazedeler/SON

Esther Canadas

İnsana tabağındaki yemek artığıymış gibi bakan kadınları hep çekici bulmuşumdur esther'le birlikte"my fair lady" köşemize son veriyoruz.Aslında liste jamie king dışında fena olmamış ona da sin city de aşık olmuştum.Birkaç isim daha vardı ama listeyi kısa tutmakta fayda var.Bende sahiplenme duygusu çok gelişmiş olduğundan mesela adriana lima dallamanın biriyle diye bir haber çıkıyor.Ben bir hafta etrafa bozuk atıyorum.O yüzden 11 ideal bir sayı.
Aslında fiziği dışındaki etmenlere hayran olduğum kadınlar da var tabi.Ayn Rand'tan Madeleine Albright'a kadar belki ilerde o tür hayranlıklarımı da ifade ederim.

20080909

Sessiz Sitemsiz


Her gün aynı günü yaşar insan.Ama bazen durur bakarsın.Nerdeyim,ne haldeyim diye.Yeni bir şey yoktur aslında,dünden farkı yoktur.Ama durur bakarsın işte.
Yanlış yataklar,yanlış yürekler,yanlış sabahlar…Oysa yeniden yaşasan;daha da yanlış yürekler olur gideceğin ilk yer.Çünkü yanlış olan sensin aslında.En baştan elli kere başlasan,elli kere çırak çıkarsın hayat tezgahından.
Hep iyi niyetlerinin kurbanı oldun sen.Kör çarşısında ayna satmayı maharet saydın.O kadar açtın ki sevgiye,o kadar yabancıydın ki sevilmeye…Birisi bir adım atsa,dizlerin kopana kadar koşardın.
Kaç kez dedim sana:”Karanlıkta koşma çocuk!Düşersin.Bak ayakların çıplak,bak kolların kanlı,bak donmuşsun soğuktan.Kalbini yarin sanıp,yarinin sesine koşmak boştur.Varacağın yer olsa olsa bir ayna.Ayna soluk.İçinde ayağı çıplak,kolları kanlı,kalbi kırık bir çocuk”
Bıktın artık kandırma kendini.Bıktın artık naiflikten,sevmekten bıktın.Kiminin ardında bıraktığı bir ceset,kiminin sayıkladığı bir yalan,kiminin düşü,kiminin umursuz gülüşü… Ama hep başka bir şey olmaktan bıktın.
Gel sözümü dinle çocuk.Arsız sözlerde,mavi gözlerde,sessiz sitemlerde boğulma!Hem ne demişti şair:”Bir yerde artık sevemiyorsan;bırakıp gitmeli”
Hadi çocuk koş.Başka şehirlere,başka ülkelere,başka güneşlere koş.

Başkentte Koltuk Meyhaneleri

İşte böyle Salih
İşte böyle kardeşim
Akşamları olmaya görsün bir kez
Buğusu üstünde bir somun gibi
Gözümde tütmeye başlar
Bu dertli kentin en dertli yeri
Koltuk meyhaneleri
Alışılmış bir düzendir bu, bozulmaz
Boşsa cebim
Daktilo kızlardan borç alıp'Derdalan' parasını
Herkesten önceben düşerim o yere
Oyerdeki köşeme
Yumulurum şişeme
Daha ilk kadehte bir sökündür başlar
Her günkü arkadaşlar
İşe küskün cebe dargın boy verirler şöyle bir bir
Gene en başta Mehmet İspir
Arkasından zavrak İsmail'le postacı Nedim
Derken efendim
Gözlerinde gülüşlerin en tatlısı
Koltuğunda ney
Hey gidi dünya hey
Bu herkesin bildiği eski spiker Doğan Ülker
Bu yerlerde çürüttük Salih bu yerlerde
O güzelim gençliğin neyse bütün varını
Düşünmedim yarını
Düşünmedim karların böyle birden bire bastırıp
Birden bire yağacağını
Ve bu yerlerin bizim alın terimizi
Sağmal bir inek gibi sağacağını
Düşünmedim kardeşim, düşünmedim
Savrulan yapraklarıyla geliverdi güz
Çatladı nar örtük bütün kapılar
Dün yine aybaşı idi, olmaz olsun
Delik geniş yama dar
Gözlerimin önünden geçti bir bir
Asık suratlı alacaklılar
Uğrayamadım semtine kasapla manavın
Geçemedim dükkanı önünden bakkal Mustafa'nın
Suçlu bir insanmışım gibi gittim işime
Biliyorum Salih biliyorum
Küfretmişlerdir yine gelmişime geçmişime
Ne dersin ne söylersin
Bu ay da veremedim ev kirasını
Ve bu sabah tutuşturup bir kaç kuruşla yol parasını
'Seni annen istiyormuş' dedim
El kızını sepetledim
Ben böyle olacak adam mıydım
Böyle olacak adam mı
Salih Ama neyleyim elimden tutmadı talih
İçsem şaraptan
İçmesem ıstıraptan
Sarhoşum Salih sarhoş

Rıza Polat Akkoyunlu

20080908

Kanser

Onunla mücadele 37 yıl ve 200 milyar dolara mal oldu. Alt edileceği sanıldı. Ama sadece ABD'de hala günde üç uçak dolusu insanı öldürüyor.
Bilim adamları, o savaş ilanından 37 yıl sonra "alt edildiklerini" kabul etti. Amerikan Newsweek dergisi "kanserle savaşta son durumu" değerlendiren yazıda, kanserle savaşta aslında hiç de gerektiği kadar mesafe alınmadığına dikkat çekti.
Amerikan Kanser Derneği’nden Otis Brawley’e göre “1 tümör 100 kanser bilimciden daha zeki.” Bu nedenle tümörleri yenebilmek için sürekli olarak yeni yollar bulmak gerekiyor. Kanser tahmin edilenden çok daha karmaşık bir hastalık.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde hemen hemen her zaman başarıya ulaşılabiliyor. Ancak iş insanlara geldiği zaman geliştirilen ilaçlar etkisiz kalıyor.


Bugün bir çok gazetede vardı bu haber.Sevdiklerini hep kanserden kaybetmiş biri olarak.Akciğer kanserine,lösemiye,pankreas kanserine,mide kanserine yakalanan hastaları gördüm.Onların yüzlerindeki ölüm korkusunu gördüm.
Dayımın 8 yaşındaki oğluyla son konuşmasına şahit oldum.Ufacık bir odada 7 hasta ve 7 hasta yakının içinde geceleri uyumazdı anneannem uyursa öleceğini sanırdı.Sanki Azrail gündüzleri gelmezmiş gibi.
Öleceğini bilerek yaşamaya çalışmak mı yoksa sevdiğinin öleceğini bilerek yaşamak mı zor bilmiyorum.Ama bildiğim Kanserle tanışınca kalpkrizi size bir lütuf gibi geliyor.
Sigarayı bırakın,spor yapın türünden şeyler söylemeyeceğim size,köyden dışarı adım atmamış,sigarayı ağzına sürmemiş,kendi ektiğini yemiş akrabalarım da kansere yakalandı. Sadece eğer durumunuz uygunsa 6 ayda bir check-up yaptırın.
Tıp okumadım ama benim gördüğüm;daha henüz en başta ilk evrede farkedilirse bir şansı oluyor insanın.O ihtimali ıskalarsanız sonraki tedavi sadece süreyi uzatmaya yarıyor.Kimsenin de ümidini kırmış olmayayım belki sadece benim tanıdığım hastalar böyle denk gelmiştir.Ama lütfen okuyup geçmeyin bu check-up işini en azından düşünün.Sevdiklerinizi bir başına koyup,hiç sırası olmayan bir anda. Öleceğinizi bilerek yaşamaya çalışmak yerine 6 ayda bir, birkaç saatinizi harcamayı çok görmeyin kendinize.

O Olmazsa Yaşayamam


O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.Ucundan tutarak...

Can YÜCEL

Biri Yetmezmiş Gibi


Yıldönümü


Doğru çabuk geçiyor zaman.Saatli maarif takvimleri kalmadığı içindir belki.Belki beklediğim bir gün olmadığı için.Ama geçiyor işte.Saçındaki kırlar gözüne batmaya başlıyor birden.Ne çok artmış diyorsun.Dökülen yaprakların farkına varıyorsun.Yine hazan geldi işte.Her hazan anı sandıklarını havalandırmaya çıkaran beynim,acılarımla naftalinlediğim bu hatıraları atmaya kıyamıyor.
Öyle saçma şeylerle uğraşıyorum ki.Sen bile şaşarsın halime.Adını ağzıma almamalıyım bile. O kadar düştüm işte.Senden sonra hep daha ne kadar düşeceğimi merak ederdim.Aldım ağzımın payını işte. Hak ettim.
Soğukkanlı olduğumu söylerdin ya hala öyleyim.Hala susuyorum.Sanki ben sustuğumda insanlar da susacakmış gibi.Sanki susmalarımı anlayacak kadar incelermiş gibi.Ama daha ne kadar sürer bilmiyorum.Ali’yi sıkıntıdan kurtaracak bir kuyu vardı,Yusuf’u kuyulardan kurtaracak bir ip.Ama bahtını karasevdayla lanetleyenlere her çare haram.
Tek avuntum sana bu yazdıklarım.Hiç okumadıkların,hiç okumayacakların.Ama sana mektup yazmayı seviyorum.
Eski bir gazetede kalmış o yazı gibi;

"Çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende."(C.D)

20080906

Babağ beniii okula gönder(meseydin)


Pazartesi okullar açılıyormuş,sokaktaki “bebe” sayısının azalacak olmasından dolayı çok mutluyum.Ama ne zaman önlüklü bir velet görsem.Önünü kesip “gel vazgeç pişman olacaksın” demek gelir içimden.
Oysa ben ne kadar ümitliydim okula başlarken.Zamanında anaokulu örtmeni eve gelip beni babamdan istemişti(Vallaha) O sayede gitmiştim anaokuluna. Bütün gün anaokulu örtmenimle flört etmek; taşın içinde ne var acaba diye sokakta taş parçalamaya çalışmaktan daha eğlenceliydi. İlkokul da böyle olacak sanıyordum. Ama sorunlar hangi okula gideceğim sorusuyla birlikte başladı.
Annem mahalle mektebine gitmemden yanayken babam cebecideki demirlibahçe efendi okuluna gitmemi istiyordu.(Hikaye tanıdık geldi mi?ehem ehem.Benzetmek gibi olsun bir de benim öğrenci numaramı toplayınca 19 çıkıyor(du).İkinci kez ehem ehem) Babamın dediği oldu.(Yaşasın(mı) erkek egemen toplum)Ancak bu sefer de beni okula kayıt etmediler. Müdür efendi “bu çocuk Niksar doğumlu Ecevit 1977de Niksar’da kurşunlanmıştı”diye beni kayıt etmek istemedi. Türlü tehtid, rica, rüşvet pardon yüklü kayıt parası sayesinde başladım okula.
Ogün başlayan çile halen devam ediyor. Adam öldürsem şimdiye çıkmıştım.Eee noldu şimdi? Oku oğlum oku,aha da okuduk,bi dikili ağacım yok şu dünyada(vardı kurudu) O yüzden zorunlu eğitimi şiddetle protesto ediyorum.Zira okumakla adam olunmuyor eşeklik baki kalıyor (şekil 1a)

20080905

Mim mim mim

Vuduhanım tarafından mimlenmiş bulunmaktayım.Ev hayatında nefret ettiğim durumları yazmamı istemiş kendileri.Pek çok şeyi de yazmış zaten.Geçinimsiz bir insan olduğum için listeyi uzattıkça uzatabilirim ama özetlemek gerekirse:
Yükses Ses:Kulaklarım çok hassastır.(Mesela durmadan bağırdıkları için,karşı apartmandaki komşuların otobiyografilerini yazabilirim:(Kalas doğdu,kalas olarak yaşadı,kalas öldü gibi) tv izleyeceksen sessizce izle arkadaşım,müzik dinlerken sessizce dinle.Uefa finalinde Popescu penaltı atmadıkça açma şu zıkkımın sesini.
Banyo:Aynanın önü doluysa(Üzerinde bir top saçın bulunduğu tarak,toka,makyaj temizliğinden arta kalan zımbırtılar)saç kurutma makinesi ortalarda sürünüyorsa,hala jöle kullanıp bir de kapağını açık bırakıyorsan gözüme gözükme.Bir de rahmetli Sadri Alışık'ın söylediği gibi duşa giren kendini Zeki Müren zannetmesin.
Mutfak:Yemeği yedikten sonra sofra kaldırılır.Hallederiz diyerek oturulmaz.Akşam yemeği için kahvaltılığın masadan kaldırıldığı durumları,birikmiş bulaşığı,hele ki yıkanmamış kahve kupalarını hiç sevmem.
Tv:Ben televizyonun başındaysam bir şey izleyeceğim demektir.O yüzden bulaşmayın,pislik çıkartırım.Ayda yılda bir film bulmuşum onu da size yem etmem.
Oturma Odası:Gece yatarken ortalık toplanır.Bunun doğruluğunu savunmuyorum.Tamamen Annemin beyin yıkamasıyla oluşmuş bir alışkanlık.Annemin sözleriyle ifade etmem gerekirse "biz bu gece ölsek,millet arkamızdan:'bunlar ne dağınık adamlarmış' diye laf mı etsin.Topla şu yastıkları!

Ben de İlhamperisini, Kemali ,Chaotici mimliyorum.Bir de onlar söylesin evde kendilerini sinir eden durumlar nelerdir.

20080904

Fransız Şarkılarının Tanrıçası


Deli dolu yüreği olan minicik bir kadındı. Kalpleri titreten sesiyle devleşti.

Édith Giovanna Gassion, 19 Aralık 1915 tarihinde Paris’in Belleville semtinde doğdu. Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransız askerlerinin Alman esir kamplarından kaçmasına yardım ettiği için idam edilen İngiliz hemşire Edith Cavell’in anısına ona Edith adı verildi. ‘Serçe’ anlamına gelen Piaf takma adını ise 20 yıl sonra alacaktı.

Annesi Annetta Giovanna Maillard (1895–1945) İtalyan asıllı bir göçmen ailesinden geliyordu. Babası Louis-Alphonse Gassion (1881–1944) ise sokaklarda gösteri yapan bir canbazdı.

14 yaşındayken babasının yanında sokaklarda şarkı söylemeye başladı. Kısa bir süre sonra da babasından ayrı şekilde kenar mahallelerde şarkı söylemeye başladı. 17 yaşındayken ilk ve tek çocuğunu doğurdu. Marcelle adını verdikleri bu talihsiz kız çocuğu 2 yaşında menenjitten öldü.

Gece klübü sahibi işletmecisi Louis Leplée 1935’te Pigalle civarında şarkı söylerken keşfettiği Édith’e ‘La Mome Piaf’ sahne adını verecek ve 1.47 boyundaki bu minik kadına sahne korkusunu yenmede yardımcı olacaktı.Paris argosunda ‘minik serçe’ anlamına gelen bu isim ilerleyen yıllarda efsaneleşecek, başka ülkelerdeki ufak tefek kadın şarkıcılar ‘minik serçe’ ünvanını kendilerine maletmeye çalışacaklardı.

1940’lardan itibaren ünlü insanlarla aynı çevrelere girip çıkmaya başlayan Édith Piaf 1944’te Yves Montand’ı keşfeden kişi oldu. 1950’lerin başındaysa Charles Aznavour’u kendisiyle turnelere çıkaracak ve müzik dünyasına sokacaktı.

İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Avrupa’da ve Amerika’da tanınan bir yıldız olmuştu.

ŞARKILAR, ŞARKILAR...

Édith Piaf'la özdeşleşen ‘La vie en rose’ 1945’te yazılmış ve ilk defa 1946’da kaydedilmişti. Son şarkısı ise Nisan 1963’te kaydettiği ‘L'homme de Berlin’dir.

Marcel Cerdan’ın ölümünün ardından yakılan bir ağıt niteliğindeki ‘Hymne à l'amour’ (1949), bir bar kızının ümitsiz aşkını ve sevdiği adamı teselli etmeye çalışan sözlerini dile getiren ‘Milord’ (1959) ve pervasızca yaşanan bir hayatın ardından hiç pişmanlık duymaksızın gururla ayakta dikilen bir insanın cesaretini anlatan ‘Non, je ne regrette rien’ (1960) şarkılarıyla Édith Piaf ölümsüzlüğe kavuştu.

HAYATINDAKİ ERKEKLER

16 yaşından itibaren Édith Piaf’ın hayatına pek çok erkek girdi. Bunların arasında çocuğunu babası Louis Dupont, Albert adlı bir kadın satıcısı, Yves Montand gibi dev bir sanatçı da vardı.

Hayatında en çok sevdiği erkek ise orta siklet dünya şampiyonu boksör Marcel Cerdan’dı. Cerdan başkasıyla evliydi, Fransa’da zaten tanınan bir insandı. Ve Édith Piaf’la buluşmak üzere Ekim 1949’da Paris’ten New York’a uçarken uçağı düştü. Bu kazadan kurtulan olmamıştı.
Piaf iki kere evlendi. İlk eşi Jacques Pills ile 1952’de başlayan evlilikleri 1956’da sona erdi. 1962’de kendisinden 20 yaş küçük Yunan asıllı Théo Sarapo ile ikinci evliliğini yaptı. ‘A Quoi ça sert l’amour’ (Aşk neye yarar ki?) şarkısında Sarapo ve Piaf’ın muhteşem bir düeti vardır.

ÉDITH PIAF’IN ÖLÜMÜ

Fransız rivierasındaki Plascassier’de 10 Ekim 1963’te karaciğer kanserinden öldü. Son aylarında bilinci sıklıkla gidip geliyordu.

Eşi Theo Sarapo’nun aynı gece cenazesini gizlice Paris’e getirdiği, böylece hayranlarının “Édith Piaf’ın kendi evinde öldüğünü” düşüneceğini umduğu söylenir. 11 Ekim günü Édith Piaf’ın öldüğü açıklandıktan kısa bir süre (aynı gün içinde) çok sevgili dostu Jean Cocteau da hayata veda etti. Cocteau’nun Piaf’ın acısına dayanamadığı için kalp krizi geçirdiği söylenir.

Katolik Kilisesi Paris Başpiskoposu –sürdüğü hayat nedeniyle- Édith Piaf’ın cenaze törenini yapmayı reddetti. Tabutu Père-Lachaise mezarlığına götürülürken on binlerce hayranı korteje katıldı. Mezarlıktaki törende hazır bulunanların sayısı ise 100.000’i geçti.

Ünlü şarkıcı Charles Aznavour, Édith Piaf’ın cenaze törenini anlatırken “İkinci Dünya Savaşı sona ereli beri bütün Paris’in trafiğini tamamen kilitleyen başka bir olay yoktur.” dedi.

ÉDITH PIAF’IN ANISINA...

1982 yılında Sovyet astronom Ludmila Georgievna Karaçkina uzayda keşfettiği 3772 no.lu küçük gezegene Édith Piaf adını verdi.Paris’te 5 rue Crespin du Gast adresinde bir Édith Piaf müzesi bulunmaktadır.Père-Lachaise mezarlığında son eşi Theo Sarapo ile birlikte yatan Édith Piaf’ın mezarı, her yıl en çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilen mezar olma özelliğini korumaktadır.Olivier Dahan’ın yönettiği 2007 tarihli La Mome filmi Édith Piaf’ın hayat hikayesini anlatır. Bu filmde Piaf rolünü canlandıran Marion Cotillard, 2008 yılında En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar ödülünü aldı.
Kaynak:Güncel.net

20080903

Tembellik

*Ne zaman boş bir makama atama yapsam,yüzlerce tatminsiz ve bir nankör insan meydana getirmiş olurum.XIV.Louis

*Çekinerek istemek,reddi kolaylaştırır.L.A

*Bir kraliçe ve evli olmaktansa bir dilenci ve bekar olmayı tercih ederim.Kraliçe I.Elizabeth

20080902

OKUDUĞUM BLOGLAR

CHAOTİC GÖNDERİLER
SAKLIDEFTER

VOODOOGİRL
WYKKA
AYLAKZAMANLAR
HÜLYADABULUŞALIM
MİRELMETYU
MUTLULUKOYUNU
SİMİNYA
DENİZESKİSİ
MESKUNMAHAL
CESETİZLERİ
CİDOS
MALINGÖZÜ
ZEUGMA
İÇDENEY
KEMAL'SBLOG
PHALOE
KÜLTÜRPORTAKALI
PUCCAGÜNLÜK
ÜFÜRÜKTENPRENSES
MENEKŞE SAKSILARI
DEMLEME
NESLİE
UÇUYORUZ NE GÜZEL
KELEBENK
SEMMY
AYNADAKİ BEN (Hopçikiyaya)
YORGAN DÖŞEK
LAST STATİON
BURCU SEZER
SAĞIR KEDİNİN D.
HOKKABAZ

İLHAMPERİSİ
CAPONİZMA
SETHUDO

20080901

BANA MEYLİN VARSA

thegodsyndrome@gmail.com

HANİ LAZIM OLUR DİYE

PHOTONET
GİVEAWAY
FOTOFUNCLUB
COOLTEXT
SİNERJİKGÜNLÜK
BİLDİRGEÇ
OYUNUS
MONİCABELLUCCİ
BOBİLER
METİNOKTAY
ALLPOSTERS
ANNEKAZ
KPSS
FONT
FONT 2

Godsy Ndrome'nin Profili
Godsy Ndrome'nin Facebook profili
Profil Kartını Oluştur

TWİTTER ŞEYSİ

Powered By Blogger

  © Blogger templates 'Neuronic' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP