Bu Blogda Ara

20111230

12:34

Yeni yılın kutlu olsun Kemalettin.
Hani sen oturduğun yerden sadece hızarcının pardon kibar olalım kerestecinin atölyesini görüyorsun. Atölyenin önünde mısır olmaya çalışan ama yanlış yerde,yanlış zamanda,yanlış ellerde mısır olmaya çalıştığı için çocuğun çizdiği mısır resmi gibi duran mısırları görüyorsun sadece.
O yüzden sana pek bişey dileyemiyorum.Hareket eden kollar ya da yürüyebilen bacaklar dileyecek kadar şaşkın değilim.Umarım ağzından daha az salya akar bu sene diyebilirim ancak.
Aslında salya dışında pek farkımız yok.Senin bacakların felçli,ben de gitmek istediğim hiçbi yere gidemiyorum.Ellerin desek balık yüzgeciyle doğsan daha çok işe yarardı -ki ben de çiçekçilerin önünden bekleme yapmadan geçiyorum.Şimdi senin ağzını burnunu kırsam burda mesela, gıkın çıkmaz.Benim de ağzımı burnumu kırıyorlar Kemalettin,ama çok kibarlar lan. Bi bakışla kırıyorlar mesela, mecburiyetleri hatırlatarak araya ama'ları katarak "sonra" diye soslara bulayarak kırıyorlar. Benim de gıkım çıkmıyor.
Sonra ben de gözlerimde anason buğusu yıldızlara bakmak zorunda kalıyorum.Buğulu gözlerle etrafa bakmak kendine yapabileceğin gerçek acımasızlıklardan biri tabaktaki leblebiyi yıldız sanıyorsun bazen.
Bazen büyük arabalardan bahsediyorlar bana, oturma gruplarından,bazen akıl veriyorlar, bazen teselli,bazen tehtid ediyorlar... ne şanslısın Kemalettin insanlar senin felç olduğunu görebiliyorlar.
Hatırlar mısın bi gece ben sızmıştım Kemalettin, hani yazları yanına geldiğimde mezarlıkta içiyorduk ya; bi gece mezarlıkta sızmıştım.Sabah bi uyandım Mehmet kızı Sultanın ruhuna fatiha isteyen bi mermerle gözgöze geldik.Ölüler bile senden bişeyler istiyor Kemalettin, dirilere ne diyebilirsin ki?
Umarım öldüğünde sen benden fatiha istemezsin Kemalettin.Çünkü bizim doğru yola,nimete erenlerin yoluna,gazaba uğramayanların sapmayaların yoluna erişemeyeceğimizi biliyorsun.Sen biliyosun ben biliyorum Allah biliyor aramızda yabancı yok ki birbirimizi kandıralım. Aslında mezarları çift yaptırsak güzel olur,ucuza gelir.Çift mezar tek slogan: Olmaması için olduklarından olduramadılar!

20111229

29122011

Bugünlerde ikide bir, dayımın ibn-i sina hastanesinin önündeki hali geliyor aklıma.Çekip gidişi...
Sikerim hastanesini demişti.
Lösemiydi dayım.
Ankarada yatıracak hastane bulamamıştık.
Yolun ortasında öylece ona baktım.İçinde onu kemiren bişey vardı.Kırkbeş gün sonra gelirse boş bi yatak bulacaktı.-Muhtemelen hastanede yatan birine kırkbeş gün ömür biçilmişti-
Gitmesi gerektiği söylenmişti.İçinde onu öldüren şeylerle birlikte,ölmezse gelsindi. Dayım ne hissediyordu bilmiyorum.Sikerdi hastanesini ona eminim.Kazanmak gibi bi derdi olmadı onun hiçbi zaman, kaybetmekten de korkmadı.
Yılmadı inat etti yendi hastalığı falan demek isterdim.Ama hayatta mucizelere yer yok. Ne zaman aklıma gelse; o yokuşun ortasında,39 yaşında,üç çocuk babası,ve içinde onu öldüren şeylerle birlikte giderken, hiç aldırmadan: sikerim hastanesini diye giderkenki haliyle geliyor gözlerimin önüne. Birisinin içten içe öldüğünü görmek çok kötü,birisinin içinde onu öldürecek şeyler olduğunu bilmek çok kötü.Ama yeterince kötü değil.
İçten içe öldüğünü bilmek,içinde seni öldüren şeylerle yürümek zorunda olmak,
hiçbişey yapamıyor olmak ve lösemi bile olmamak,ucunda ölüm olmaması, yaşamak zorunda kalmak,yılları düşünmek...
Sen yılları bikaç saniye gibi düşünme.Saat saat,gün gün nasıl geçer bi düşün.İçinden yüze kadar say desem, ona gelmeden sıkılırsın.Binlerce gün düşün böyle.
Karaciğerini yenmek için daha ne kaç şişe içmen gerektiğini düşün.
Ya da düşünme, yorma kafanı sen böyke sıkıcı işlere.
Pek çok insanlar bana uzun zamanlardan beri hep geçer bunlar dedi.
Geçmiyor.

20111228

Seni Öldürmeme Yardımcı Olur Musun?

Terk edilmek filmlere konu olacak bir cinayete yol açabilir: Ancak buradaki terk edilmek, birinin sizi bırakıp gitmesi kadar ‘basit’ değildir; terk, tüm hayatınızı kaplayan, dışarıdan size dayatılmış bir fizyolojik gereksinime dönmüştür adeta. Başta, tüm gidenlerin gidişi bildiğimiz anlamda bir terkken, bu, git gide her şeyin sizi bırakma, bunu doğal bir sonuçmuşçasına yapması eylemine dönüşür.
Aşama aşamadır: Önce aileniz, sonra yakınlarınız, sonra iş arkadaşlarınız, derken sevdiğiniz-sevmeye çalıştığınız insanlar, ülkeniz, birdenbire tanrı, dayatılan kurallar sizden uzaklaşmaya başlar ve ortadaki o yeni yalnızlık kavramının sahipsizlikle yani ıs’sızlıkla şekillenmesi, tat ve haz konusundaki ezberinizi bozar. Şimdi tat ve haz, terki durdurma noktasında yaşanabilecektir. Bir insanı öldürmekle tanrıyı öldürmek arasında çok da büyük bir fark yoktur.
1970'lerde ortalığı kasıp kavuran seri katil Dennis Nilsen önemli bir örnektir: Makul bir çocukluk yaşarken karşılaştıkları yıpratıcıdır doğrusu ( büyükbabasının kollarında ölmesi – tanımadığı birinin facecum eylemi vs ); hayvan hakları savunucu olacak kadar duygusal olan Nilsen, kendini sosyal yardım kurumlarına, orduya, hatta polis teşkilatına adarken aniden kendini o terk edilmenin metamorfozunda buluvermiş ve hobi olarak sürdürdüğü kasaplık mesleğinin de deneyimleriyle, on yıl gibi bir süre içinde on beş genç erkeği katletmiştir; ama bu cinayetlerin asıl sebebi ‘bir ölünün kimseyi terk etmeyeceği’ gerçeğiyle bağlantılıdır; çünkü Nilsen öldürdüklerini yıkar, temizler, onlarla seks yapardı. Nekrofiliden farklı olan bu ceset-katil ilişkisi bugün bile sıradan kimi aşk cinayetlerinin temelini oluşturmuyor mu? Birini çılgınca severken bir cesede, ellerimizle canına kıyabileceğimiz birine âşık olmuyor muyuz? Duygusal eşitsizle kurulan her ilişki bu çeşit iktidarları bilinçaltımızda pervasızca barındırıyor. ‘Onu çok seviyorum; beni bırakmaz, bırakırsa öldürürüm zaten’ cümlesi altında planlanmış bir cinayet yatmıyor mu? Seri yahut mono katillerin psikanalizleri fikrimce şüphe götürür daima; “Hep durmak istedim, ama yapamadım. Başka bir heyecan veya mutluluk kaynağım yoktu” diyen Nilsen’ı anlamak ile yargılamak arasındaki keskin uçurumda lime lime olan hayatların doğadaki karşılıklarını çoğu kere hayvan belgesellerinde izliyoruz. İşlenen her cinayette yapay bir tabiat kurulur olay yerine. Uygarlaşmanın tabiattan kopmak olarak algılandığı her düşüncede kimi güdüler suç kapsamına girecektir.

Yolculuk nedir?

Eğer yol yoksa yolculuk mühimdir. Çıkılacak, ortada olan, kendini dayatan yol yolculuk için hiçbir şey ifade etmez; Modigliani’nin fırça izleri gibi olmalıdır yol. Pervasız ama ustaca. Disiplinsiz gibi görünen bir ustalık gerektirir çünkü ayrılıp gitmek. Uzaklaşmak. Uzaklaştıkça başka bir noktaya yaklaşma heyecanı. Uzaklaşanın yaklaşması denkleminde yolculuk çözülemeyen sırdır. Uzaklaşanın yaklaşması denkleminde yaşanan, sırra kadem basan insanî bir asırdır. Kadavra ile cesedi birbirinden ayıran şeyi anlamanın sorumluluğu.

Nereye gidersin? Yanında neler vardır? Yolculuk esnasında uyumak, işte o, gezegenden soluduğun narkozdur. Kat ettiğin mesafe hipnozdur. Uyuşursun yolda. Seni bir ameliyata hazırlar kilometreler. Aklın kadar yaşayacağının farkındalığıyla, bir sebep yaratmak telaşıyla, maceradan maceraya koşan yakın tarih bilinciyle, uslanmaz bir sivrilme yaşarsın.

Coğrafyan yüz kızartıcı kabahatin, bulunduğun koordinat cahil cehaletin olur birdenbire. Sıçrayarak uyandığında artık bambaşka bir yerdesindir; kalbin canla tanışır yeniden.

Biz buna kısaca sanat diyoruz. İnsan Yok etme Sanatı.

Fuzuli israflarla tükettiğin hayatın hesap olup dönecektir sana; ukalalığını inisiyatif, kibrini yetenek, bilgiçliğini zarafet saydığın sürece faşizmin oyuncağı olacaksındır. Yola çıkman şarttır artık. Kurtuluşun ordadır. Yolda. Havada, asfaltta, rayda. Bıçakta, silahta vesairede. Özgürlük, kimseyi terk etmeden gitmektir. Terk eden kaçmış sayılır, terk etmeden giden ise artık herkese küskün kutsaldır. Hissettiğin kalp atışları ruhuna yayılan tehlikeli bir sancıdır. Ölenin yolculuğu, arkada kalanın kana ağır ağır karışan zehridir.

Yolculuk nedir?


Yolculuk yanlış matematiktir. İki kere iki dört etmez orada.

İkiyi ikiyle çarpıp dört bulanların elinde gidecekleri adres vardır; ulaşma hevesi ağır basar.

Ülkeler de yolculuğa çıkar bazen; konum değiştirirler. Halk yerleşiktir, ama toplum hareket halindedir şaka gibi.

Bir bakarsın doğuya gitmişsin, bir bakarsın batıdan daha batısın. Pusulan kafayı yer.

Milli içkim rakı dersin de göçmen bir ırk olarak geçtiğin topraklarda tarihe geçmiş tek şeker kamışı tarlan yoktur. Öldürürsün.

Türk sanat müziği dersin de kanun da, ut da, tambur da , klarnet de sana ait değildir.

Kebap dersin; o da bambaşka birilerinin yemeği.

Kalkıp kımız üretip satmaya cesaret edemezsin yoldayken; ciridi unutmak işine gelir avakado festivali yapmak varken.

Caz festivalleri düzenlersin kerhaneden doğduğunu bilmeden; oysa aşk festivali nasıl yakışır Akdeniz’e. Elinde adres, yoldasındır çünkü. Bir planın vardır milletten gizlediğin. Öldürürsün.

Çevrendekileri ayırırsın: Okyanus adalarında tatil yapanlar ve Hac’ca gidenler diye. Dağa çıkan gerillalar ve Ulusalcılar diye. Meselen, ayrıştırarak çözüm bulmaktır. Elektrolizdir tek öğrendiğin, redoksu bilmezsin. Kalkar, bir cinayet daha işlersin.

Yolculuk nedir?

Yolculuk kafayı toplamaktır.

Dağıttığın, sağa sola saçtığın kafayı toplayıp onu önemsemektir. Kafayı şekle sokmak değil. Biçimlendirmekse hiç değil.

İşlediğin bunca cinayette bir kanıt bırakmaksa artık senin elinde değildir.

Cinayet işlemek kendi kötülüğüne teşekkür etmektir.

Yakalarlar.

Çünkü bir ‘cani’ de olsan insansındır, hata yapmak senin güzelliğindir. Kriminoloji bunu iyi bilir.


Küçük İskender,
Alıntı yapılan harikulade site sabitfikir

20111226

İkibinoniki diye başlık atsam sıradanlığa alkış tutan bakışaçısı tadında

Bizim zamanımızda internet yoktu.Ansiklopedileri kullanarak ödev yapardık.Bendekiler 4.ciltte biterdi.Ev 130 metrekareydi ama bomboştu anasını satayım.Bir set "britanica" olsa adım atılmayacaktı aslında.Ama işte yoktu,ev de haliyle boştu.Benim bir yeşil eşofmanım vardı sonra, yıllarca giydim onu ben.Hatta evdeki herkes ne zaman alındığını unuttu.Ya ben uzamıyordum bi türlü ya da benim yerime o eşofman boy veriyordu.O eşofmandan kurtulduğum gün büyüyecektim.Ama hala meçhuldür ne sebeple büyüdüğüm.Sonra bi de televizyonda hiç ördek vuramadım ben,hep takdir getirdim ulan,inat etti peder.Ördek vuramadan soldu çocukluğum, bi kaç ördek vursam aristotales kim acaba diye sormayacaktım inan.Neyse sonra bi kız gördüm abi, ansikopediler hiç olmasa da olurdu.Tekrar giyerdim o eşofmanı inan onunla o yaşta kalsam da olurdu.Azad ederdim dünyanın tüm ördeklerini,aristonun da ta a.q ayrıca.Böyle tamamlayıcı ev ürünü gibiydi abi kız.Salona koy salon boya sıva istemezdi bi daha,o derece yani.Ben üstelik salona değil gönlüme koymuştum var gerisini sen düşün.Sonra gitti o,bak bu da bana epey bi "koydu"
Sonra her sene bişey isteme huyum çekti gitti benden.Nereye ne koysam olmuyordu.Zaten bazı şeyler hiç olmuyordu.Bazı şeyler hiç olmadığında ,geriye kalan herşey piç oluyordu.
Böyle böyle geçmiş işte o yıllar.Şimdi herhangi bi yıldan,hiçbi isteğim yok abi.Çevremde yaşamakla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar bile karar almaya başladı.Ve bu çok canımı sıkıyor.Yeni yıl geliyor.Sanki sana geliyor ibne,diyesim geliyor ama susuyorum.Ha ille bi kararımız olacaksa bu sene abdullah yüceye daha ağırlık verelim biraz da efe yaş üzümü deneyelim derim ben.Biraz da bardağın boş tarafını gör ayrıca eski yıl gidiyor, neleri de beraberinde götürüyor.Giden gelmez diye üzüleceğine...Neyse.
Bak ben bişey istemiyorum hacı,valla bak. Bana bişeey getirecek seneden korkarım ben.Ha sana iyi yıllar diliyorum.Ben diledim diye senen iyi geçmez farkındayım ama elimden bişey gelmiyor. Zaten elimden epeydir bişey gelmiyor,çok karaktersiz ellerim var benim.Azcık haysiyeti olsa gırtlağıma yapışırdı ordan biliyorum.Ne diyorduk ha, pek çoklarınıza yeni sene iyi şeylerle gelir umarım, taksitle hayalinizdeki buzdolabını alırsınız falan...

20111220

Niye



Yıllar yıllar öncesi,delikanlılık zamanlarım.Fişek gibi delikanlı falan değilim o sıralar bildiğin sümsüğüm.Millet öss'ye çalışıyor.Ben de Kant okuyorum.-Ki kantı da hiç sevmem. Şerefsizin Kant'ı.Neyse, bi yandan da psikologa gidiyorum.
Bi gün psikolog bi yastık uzattı gözüme sokar gibi.Hadi dedi bu yastık baban olsun, söyle içindekileri.
Yastık baban olsun!
Biyoloji dersine kim girdi lan bunun diye düşünüyorum bi yandan.Bi yandan da ilk kez birisi yastığın velayetine girmemi istiyor karmakarışığım.O sıra koynumdan çerçeveli bi "ayle" fotoğrafı çıkartıp, benim babam 'vay' demek istediğimi hatırlıyorum,sezercik misali.
Sonra ara ara devam etti o istek, bazen koynumdan kalbimi çıkarmak istedim.Bak ben de etten,kemiktenim,bak lan şuna allahsız kitapsız bir bak,benim de bir kalbim 'vay'
Bakanlar,bakakalmayı abartıp öylece kalanlar,baktığının ne olduğunun farkına varmayanlar falan feşmekan yıllar geçip gitti bak bi seneyi daha deviriyoruz.
Bu seneden öğrendiğim bişey varsa o da gizliden gizliye istediğim hayatı yaşıyorum. Sevimsiz iş, ebeninçeyizinde bi yer, aslında tek bi samimi hal bildirilmeyen dost sohbetleri. Böyle yalnız,siktiredilmiş,kendi sürgününü kendine çaktırmadan takdir etmiş... İnsanın kendine rağmen hayali olur mu?Oluyor demek ki.
Senin de böyle kendine olan nefretinle cilalama yaptığın şeyler var mı hafız? Senin bir senen nasıl geçti?Hangi yataklarda yattın, hangi cümlelere aldandın,aldanmaya gönüllü yazıldın. Bitirmek başlamanın laneti ya hani,filmin sonunda hayatta kalan kahramanlar gibi bitirmekten kaçtığın,lanetten kaçar gibi kaçtığın,bitmesin lan dediğin bişeyler oldu mu? Yeni yıl nasıl olur sence?Hani demiş ya biri, hayat basittir, zor olan hayatı basit yaşamaktır diye. Güneşe sırtımızı verip -ki biz sırtımızı hep bize en uzak olanlara verdik, baharın yaza döndüğü bir öğle üzerinde, çekirdek çitleyip yoldan geçen dip boyası gelen kızları sayabilir miyiz dersin? Bazen bi umuda sarılmak gerekiyor be aslanparçası.Bütün gün konuşan boncukları duymazdan gelmek gerekiyor.Niye dersen niyesini bilmiyorum.Bilmek de istemiyorum. Benim canıma hep niye'ler okudu.Niye 'ye değer olarak aşk'ı verdim ben.Sonra hangi işi niye'yle çarptıysam hep sıfır kaldı bende.Hayat da sıfır gibi haliyle -ki bu yüzden artık niye diye sormak istemiyorum. Ha niye diye sormuyosak neden olmasın diye soracak da değiliz, cıvımayalım hemen. Olsun ya da olmasın diyelim biz,nolur nolmaz diyelim. -Ki şansı yaver gitmeyenler bilirler ki g.t çıkınca kıspetten kısmet gelir bağdattan hesabı hazırlıklı olmak iyidir. Ha bu tiksenç cümleyi okurken kendini kıspetin içinde mi gördün yoksa bağdatta olduğunu mu düşündün orası senin insanlığınla alakalı.Orhan Gencebayın dediği gibi insanlığınla insan kalman dileğiyle,

Godsy Neşesikeder.

Not:Başlık yazıyla alakalı olduğundan alakasız foto koymak farz olmuştu.

20111214

Şükran Lokantası


Bak şimdi bahar gelsin,
içime değil lan memlekete,

bayramlığı unutulup tatilliği kalan bigün olsun, yağmur yağsın.Kuralım rakı soframızı öyle heybetli olmasın.Tek içeceksen iki meze yeter bence ya da bana bi kaç dilim limon ver, diğerleri senin olsun.
Safiye Ayla'dan başlayalım ki hep bir ihtimal kalsın ölmek.Kalbi attığı için yaşadığını sanan insan familyasıgiller korksun ölmekten.
Kurban edelim evin bi duvarını.Bak bu yukarıdakiler gibi dünyanın en güzel fotoğraflarını asalım. Hayatımız dolmuyordu bizim duvarlarımız dolsun.Hep gözlerimiz dolacak değil ya, bugün hep bardağımız dolsun.
Vedat'a içelim lan, bizim lisenin kantininde çalışan çocuğa.Sen bilmezsin Vedat yıllar evvelinden ölüdür. Nevra aşkına karşılık vermedi diye asıverdiydi kendini.İnsanlar böyle dediydi.Nevra soğuk bir kış günü gürül gürül yanan bir sobanın bulunduğu eve girer girmez,
paltosunu asar gibi astıydı Vedatı
kimse bilmez.
Ben Vedata üzülmüyorum ki Hafız, her insanın kendi hayatının anasını sikme hakkı olmalı bence. Sonradan açıldım ben, eğer biraz daha olsaydı erkenden, okumazdım zaten. Soğuk kaynak ustası olur, etinin kilosu 1.5 liraya gelen fahişelere gider, tekel birası içerdim. Ve yine ruhunun yekünü tek lira bile etmeyen bir kadını severdim.
Şimdi desem inanmazsın,inanmaya başladığında gülersin.Çin'e bile gitti lan, ben burdayım. Sen burdayken Çin'e bile giden kadınla napabilirsin ki hafız?Kendimi mi asayım?
Orhan Gencebayın bindokuzyüzaltmışsekizyılında yazdığı bi şarkının yanında,ikibinonbir yılında bindokuzyüzdoksanlardan kalma bi aşkla ben şimdi napayım?
Susayım ben hafız,öyle bi susayım ki konuşmayı unutayım. Ben sabahsız gecelerin kucağında bir çilekeş diye mırıldanarak ütü yapayım, rakibi canıma güldürecek uşşak makamında şarkılar çaldıkça bir kadeh daha parlatayım.Yine ağlamakla inlemekle'yi söylesin Müzeyyen sanki en ön masada dinler gibi hayallerle uykuya dalayım.
Hisseli harikalar kumpanyası yine açsa keşke perdelerini, ben çilek toplasam evin arka bahçesinden. Bir hayatın tek hissettirdiği şey o hayatı hiç yaşamamış olmayı dilemek olmasa keşke.

gülümse.

20111212

Newton Der ki Derviş baba, annem bab...


onsekizeylülbindokuzyüzdoksanaltıydı Kemalettin,
kapı açıldı.
düşün
6 milyar insanın içinde o kapıyı açmaya talip olanın umursamazlığını düşün,
ne bilsin hayatımın orta yerine kapı açtığını Kemalettin.
böyle bişey olduğunda duruyorsun,
öyle bi duruyorsun ki;
hareket etmeyi unutuyorsun.
Ha, Sir Isaac Newton f=ma dedi diye,
kurtarırım sanıyorsun.
Newton'dan büyük Allah var Kemalettin,
-ki senin kütlen bu kadar allamın ivmesizi diye
üstüne uyguladığı kuvvette indirime gitmiyor.
haliyle sen de kendinden vazgeçiyorsun,
ben geçtim mesela,
allahın acımadığına ben mi acıycam lan dedim,
düşün söz konusu olan kendimim,
ama sonuçta prensiplerimden ödün veremezdim.
Ben,
beni bana bırakmayanlar gibi bakamıyorum ki Kemalettin,
Ankaramda ulusta,
beş çocukla gelmiş adam,
tepenin depesine ev dikmiş.
Sen de kitap oku Mimar Sinan bilmem hangi sultanı bellemiş.
Ben ne zaman ulusa gitsem,o evlere bakıyor: dünyanın kaç insanı ıskaladığını merak ediyorum. Kendi ıskaladıklarıma da bakıyorum arada.
Vururdum Kemalettin F'ye eşit olan m çarpı a'nın ta aq der vururdum da,
hani bazen bi yolun vardır
gitmezsin
hani gidersem dersin
o yol bi yere çıkmazsa
dönüp dolaşıp buralara gelirsem,
gidecek bi yolum kalmazsa?
......
yolsuzum kelimesinin manasını anlayabildin mi Kemalettin

20111208

Konfigürasyon

Yıllar evveldi Kemalettin, lisedeyim.
Edebiyata düşkünüm.
Okul Gastesi çıkarıyorum o sıralar,
-yok lan ne gastesi
ntvde pazar sabahı bi programa konuk olan adamların
gençlik zaman cümlesi o.
düşecek fazla ders olmadığından düşkündüm ben edebiyağta.

bigün kompozisyon sınavı oluyoruz, döktürüyorum yine.
neyse sınav açıklandı hoca hataları söylüyor.
çatık kaşlar yazacağına kaşık çatlar yazmışsın dedi bana.
-lannnn
nasıl bi üzüldüm inanamazsın Kemalettin.
Kompozisyon içerisinde kolon vazifesi verdiğim cümlede
yediğim halta bak...
şimdi düşünüyorum da hatalarımın özeti gibiymiş lan o cümle.

Ben ne zaman önem versem bi cümleye
başka bişiy söylemiş oluyorum.
bazen inadımdan yapıyorum.
kal be yavrum diyemeden çıkıyor ağzımdan defol.
ya da bazen bünye karşı koyuyor.
kal be yavrum diyeceğim,
(kalsan üç gün daha kalırsın yine gideceksin nasılsa)
bi de bakmışın işte defol çıkmış ağzımdan.

bazen de hayat müsaade etmiyor Kemalettin,
sizin ben alayınızın aq lan.... gırtlaktan çıkmak için adeta savaş veriyor mesela, ama işte
o vurgulu,giderli cümle yerini bi tamam'a bırakıveriyor.

sonra işte edebiyatı bırakıp matematiğe koşuyosun Kemalettin,
olduğun yer olmak istediğin değil,
söylediğin laf içinden geçen değil,
türkan bile o resimdeki saf kız değil,
bunları böyle alt alta topluyosun Kemalettin.
Sonra her gün kendi suratına çarpıyosun.

ha dersen ki sen de ama arızasın,
maalesef haklısın.
geçen biri akvaryum kurmuş buralarda
ımm neydi huzur bulmak için.
o akvaryumdaki balıklara baktıkça Kemalettin,
kalbim nasıl sıkıştı anlayamazsın.
kendimi görür gibi oldum galiba,
tatlı su balığıydım Kemalettin,
gözyaşları tuzludur biliyosun aslında.

20111204

Kitaplığınızla ilgili hiç! farketmediğiniz gerçekler

Pek çoklarınızın bildiği gibi okumayı seven bir yapım var.Yani soyağacıma bakıldığında saraya uzanıyor.(saray köyü)Çocukluğum en iyi hocalardan eğitim alarak geçti.(kamyon şöförü metin, bakkal filiz, kaynakçı piç ekrem vs) tabii ki bu şartlar altında kitaba düşkün olmam kaçınılmaz. Siz de okumaya düşkünsünüz eminim.Zira beni bile okuduğunuza göre kitabı hayli hayli okuyorsunuzdur.
Şimdi kitaplığınıza bir göz atın 2 ya da daha fazla "kere" okuduğunuz kaç kitap var? Eminim ki toplam kitap sayınızın yüzde yirmisini bile oluşturmuyordur bu kitaplar. O halde bi kere okuduğun ve ikinci defa okumaya gerek görmediğin onca kitabı niye saklıyorsun arkadaş? Ha babandan bintane kitap kalmıştır ben de evladıma bu sayıyı üçbin olarak teslim edicem dersin, misyon sahibisindir amenna ya da benim eşim dostum akrabam; hayalgücü kıt ve pinti, hediye verilecek her durumda kitap aldılar bana nasıl bırakayım dersin o da kabul.Ama bu kadar yani. Ben bunu düşündüm lan dedim zaten ordan oraya it artığı gibi dolaşıyon.Bi ayağın burda diğeri Ankarada yarın zırt pırt tayin çıkmaya başlayacak kıymetli gördüğün kitaplarını tut.Diğerlerini niye saklayasın...
Sonra kitapları verecek yer aradım hani böyle na bende bisürü kitap var al şunu hacı şeklinde değil de üç birine beş birine dağıtayım onlar da öyle yapsın. Herkes masrafsızca daha çok kitap okusun.Zaten 50 sayfalık kitabın 3 paket sigara fiyatında olduğu düşünülürse amaç da kitabı saklayarak değil okuyarak bişeyler kazanmaksa niye vermeyeyim hacı.
Bu konuda başkasıları olarak siz ne düşünüyosunuz onu da çok merak ediyorum.Zaten okuyup okuyup yorum yazmadan gidiyosunuz bari bu konuda bir yorum yapın.
İmza
herşeyidüşünen Godsy Neşesikeder.

20111202

Mekanik Arabesk

Hayat dediğin de mekanik bişey Kemalettin,
bak resim de koydum.Gerizekalıya izah eder gibi örnekliyorum sana.
Gücenme hemen hayat da bana böyle yapıyor.
Bazen, takriben dört yılda bir; hayat bana da güzel geliyor.
Sonra işte gerizekalıya izah eder gibi ediliyor güzel olmadığı.
Çok kalmıyor yani güzellik,gidiyor.
Bana küçükkene soruyolardı ne olcan falan diye
ben öyle mal mal kalıyordum zira
neyi seçsem diğerinin hatırı kalacaktı.
Şimdi farkettim ki boksör olmak istiyorum ben.Düşünsene ne kıyak meslek, karşındakinin ağzını burnunu dağıtıyosun, o senin ağzını burnunu dağıtıyor.Oh şen ola düğün şen ola.
Olmadık işte salak gibi,şimdi sadece ben dağılıyorum.
Keşke söylesen Kemalettin, dağıtmayın şunu desen,
Bu dağılınca toplanamıyor desen.
Siz ağlar toparlanırsınız,günler geçer toparlanırsınız, unutur toparlanırsınız da
bu salak bunları beceremiyor desen.
Ben diyemiyorum tam diyecek oluyorum.Sizin ben gelmişinizi geçmişinizi diyerek sövmeye başlıyorum.Ben susunca da akıl vermeye kalkıyorlar -ki daha geçen birisi Allah büyük dedi.
Bunun konumuzla ne alakası var şimdi.Tanrı dediğin ne ki...Güzel yazar,çizer de konuşamıyor abisi.

Powered By Blogger

  © Blogger templates 'Neuronic' by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP